Yoksulun Yanında Olan Kurum: Vakıf
Cüneyt Özdemir
Bu konunun gündemde kalmasını sağlamak ve vakıf düşüncesini yaygınlaştırmak maksadıyla mayıs ayının ikinci haftası, ülkemizde 'Vakıflar Haftası' olarak kutlanmaktadır. Peki vakıf nedir? Eğitimin temel ilkelerinden biri, konuyu, basitten karmaşığa doğru ilerleyerek anlatmaktır. Biz de buna uyarak vakıf kelimesinin anlamından başlayalım.
'Vakıf' kelimesi, sözlük anlamıyla, 'durdurma, ayırma,
bağlama' anlamlarına gelir. Terim anlamıyla ise kelime İslam hukukunda daha dar
ve belli bir anlam kazanmıştır. Kısaca şöyle açıklanabilir: Vakıf, bir mal veya
mülkü başkasına satılmamak şartıyla hayırlı bir iş için ayırmak ve karşılıksız
olarak vermek demektir. Bir mal veya mülkü bir hayır için vakfetmenin temelinde
devamlılık düşüncesi vardır. Bir cami, bir köprü bir şifa yurdu, bir hastane,
bir okul yaptıran ve onları vakfeden kimse, insanlara devamlı olarak faydalı
olmak istediğini ortaya koymuş demektir.
Başta Türk olmak üzere İslam dünyasında tarihsel akış içinde
çok sayıda vakıf kurulmuştur. Bunun en önemli sebebi, peygamberimizin bu
yoldaki bir hadisidir: 'Bir iyiliğe sebep olan onu yapmış gibi sevap kazanır'.
' İnsan ölünce sevap kazanması sona erer; ancak üç kimse müstesnadır: 1)
İnsanların devamlı olarak faydalandıkları bir eser bırakmak, 2) İnsanlara
faydalı bir bilimsel bir eser bırakmak, 3) Kendisine dua eden hayırlı bir evlat
bırakmak'. Bu özelliklere sahip bir kimse, eserleri devam ettiği müddetçe sevap
kazanmaya devam eder. Bu özelliklerin temelinde başkalarına faydalı olmak
düşüncesinin bulunduğu açıktır. Bir Batılı düşünür bu düşünceyi, yüzyıllar
sonra 'Acı duyabiliyorsan canlısın'¦, başkasının acısını duyabiliyorsan
insansın'¦' cümlesiyle anlatmaya çalışmıştır. Şu farkla ki bizdeki vakıf kurumu,
başkalarının acısını duymakla yetinmemiş, ona çare olmaya çalışmakla bu
düşünceyi hayata da geçirmiştir.
Osmanlı döneminde çok sayıda vakıf kurulmasının bir başka
sebebi, Türklerin devlet anlayışıdır. Osmanlı Türklerine göre devletin görevi,
güvenliği, adaleti ve din serbestliğini tam olarak sağlamaktır. Bunların
dışındaki, başta eğitim olmak üzere toplumda ihtiyaç duyulan, işlerin yapılmasını,
devlet, halka bırakmıştır. Halk da bu görevi kurduğu vakıflar vasıtasıyla
yürütmüştür.
Kurulmuş vakıfların çokluğu ve çeşitliliği karşısında bugün
hayranlık duymamak mümkün değildir. Eğitim, kültür, sağlık, spor ve din'¦
hizmetleri veren vakıfların yanında, evlenecek fakir kızların çeyizlerini
hazırlama ve çocukların oyun oynarken kaybettikleri eşyanın bedelini ödeme
vakıfları bile kurulmuştur'¦
İslam dünyasında peygamberimizin Medine'deki kişisel mülkü
olan Fedek arazisini vasiyet yoluyla fakir Müslümanların ihtiyaçlarını
karşılamak için vakfetmesiyle başlayan vakıf geleneği, yüzyılların akışıyla
İslam dünyasında giderek büyümüş, dalları Anadolu, Kafkaslar ve Balkanları da
gölgesine alabilecek geniş bir çınar olmuştur'¦ Öyle ki on yedinci yüzyılın
başlarına geldiğimizde bu çınarın Balkan şehirlerindeki gölgesinde barındırdığı
vakıf eserlerinin sayısının çokluğunu, bugün belgelerden takip edebiliyoruz:
On yedinci yüzyılın başlarında Sofya'da 53 cami, 40 mektep;
Filibe'de 53 cami, 70 mektep, 9 medrese, 11 tekke, 9 darülkurra; Eski Zağra'da
17 cami, 42 mektep; Vidin'de 27 cami, 17 medrese, 11 mektep, 7 tekke; Şumnu'da
50 cami; Varna'da 41 cami; Silistre'de 40 cami, 40 mektep, 8 medrese,
Tırnova'da 26 cami, 20 mektep, 10 tekke; Mostar'da 47 cami, 11 mescit, 40
mektep, 7 medrese bulunduğunu görüyoruz. Ecdadımız, hem cami, medrese ve mektep
gibi eğitim kurumları yaptırmış, hem onların hizmetlerinin devamlı olması için
onlara gelir getirecek vakıflar kurmuştur. Bunun en yakın örneği şehrimizdeki
Darülhadis Camisi'dir. Bu caminin vakfiyesinde 188 dükkân, 2 fırın ve 3 evin
geliri bu caminin ihtiyaçlarının giderilmesi için vakfedilmiştir.
Trakya Üniversitesi Balkan Araştırmaları Enstitüsü ile
göçmenlerin kurdukları dernek ve federasyonların bir görevinin de Balkanlarda
yok olmuş ve halen ayakta olan vakıf eserlerimizin tam bir listesini çıkarmak
ve bugünkü durumlarını görsel malzemeyle destekleyerek ortaya koymak olmalıdır.
Cumhuriyet dönemine geldiğimizde zengin bir vakıf
birikimiyle karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz. Osmanlı Devleti'nden
Cumhuriyet Türkiye'sine sadece Anadolu coğrafyasından 7404 vakıf eserinin
geçtiğini tespit edebiliyoruz'¦
Özüne uygun vakıf düşüncesini canlı tutmak ve giderek
geliştirmek, sosyal devlet anlayışımızı hayata geçirecek, toplumsal
hayatımızdaki eşitsizliği kısmen giderecek, hasta, sakat ve muhtaçların
yüzlerini güldürecektir.