Cüneyt Özdemir

Vejetaryen bir dilenci

Cüneyt Özdemir

Bologna da hemen hemen aynı diyebiliriz. Bölgenin büyük ve ekonomik açıdan en güçlü şehirlerinden birisidir. Binlerce öğrenci ve genç okumak ya da iş bulup hayatına devam etmek için bu şehre gelir. Bildiğiniz üzere bu yıl okullar pandemi sebebiyle pek randımanlı eğitim veremediler. İnternet üzerinden uzaktan eğitime başlanınca öğrenciler ailelerinin yanlarına döndüler. Evde bir şekilde tencere kaynıyor ve aileleri önlerine sıcak yemeklerini koyuyor, bu açıdan sıkıntı yok fakat iş dolayısıyla şehir değiştirmiş, ailesinden ayrı yaşamayı tercih etmiş ya da bir şekilde hayatı yalnız başına yaşamak zorunda kalmış insanlar için bu durum biraz farklı. İşte az önce bahsettiğim tren garının önündeki ana caddede onlarca sokakta yatan, dilenen insan gördüm. Bologna'ya ilk gidişim değil, buna dayanarak söyleyebilirim ki eskiden bu derece evsiz, barksız ya da dilenen insan yoktu. İçlerinde bunu iş olarak yapanlar vardır muhakkak. Fakat ben size köpeği Ares ile dilenmek zorunda kalan bir gençten bahsedeceğim. Adı Marco (Marko), virüs belasından önce özel bir şirkette maaşlı çalışanmış. Kimi kimsesi yok, hayata tek başına tutunmayı başarmış (olması gerektiği gibi.) İnsanın bir tanıdığı, akrabası ya da anası babası yanında olunca bazı işler daha kolay yürüyor, siz de biliyorsunuz. Bu sene yaşadığımız berbat durum gibi durumlarda aile desteği çok iyi geliyor insana; hem maddi hem manevi açıdan insan kendini daha farklı hissediyor. Olmayan ne yapsın?

Marco, virüs sebebiyle işinden ayrılmak zorunda kalmış ve köpeği Ares ile bir çadırda kalıyor. Bu sene kış şansına çok sert geçmiyor, yani en azından içinde bulunduğumuz Aralık ayına kadar bize kış olduğunu fazla hissettirmedi. Her ne kadar kar, tufan yapmasa da çadırda kalmak evde kalmaya benzemez. Ben genelde sokakta yürürken bu tarz durumlarda yardımı talep edenin gözlerine bakarım. Eğer hafiften bir utanma sıkılma durumu hissetmişsem yardım etmeyi tercih ederim. Samimiyetini, gerçekten ihtiyacı olup olmadığını size en iyi şekilde anlatan gözlerdir. Marco'yu görene kadar en az beş altı - faklı yüz gördüm o gün. Dünya çok da umurlarında değilmiş ve sanki rol yapıyorlarmış gibi geldi bana. Ares'i görünce benim Paşa geldi aklıma (3 yaşında Golden Retriever ırkı köpeğim.) Ellerinizden öper. İşin esprisi bir yana, arkadaşın mecbur kaldığı bir durum olduğunu hissederek, gördüğüm ilk dükkana girdim. Bu tarz işler anlatılmaz ama olayın içinde ince bir detay olduğu için anlatıyorum. Çünkü birazdan Marco'nun gerçektende mecbur kaldığı için orada olduğunu yaptığı hareketle daha iyi anlayacaksınız. Alışverişi yaptıktan sonra yanına uğradım; poşetin içinde Ares için et vardı. Kendisine de ısınmasına yardımcı olacağını düşündüğüm bir şişe kırmızı şarap, yemek, çikolata vs. bir şeyler koydum. Poşeti teşekkür ederek aldı ve içine baktı. Ares için eti poşetin içinden ben aldım ve önüne koydum. Bir - iki kere kokladı ama yemedi. Marco da poşetin içerisinden şarap şişesini çıkardı ve alkol kullanmadığını, et yemediğini yani vejetaryen olduğunu söyledi. Başka bir arkadaşına hediye edebileceğini ilave ederek sohbete daldık. Farka bakar mısınız? Ares mamaya alışık olduğu için önüne koyduğum eti yemedi, Marco da vejetaryen olduğu için her şeyi yemediğini söyledi. Yani bu genç adam virüsten önce bir yaşam tarzı olan, gelirine göre kendisini geçindiren birisiymiş. Evi barkı yok ama prensipleri var. İşte sizler de sokakta gördüğünüz insanların gözlerine bakın. Eğer o enerjiyi hissediyorsanız yardım edin lütfen. İyilik yap denize at demişler, yapın ve atın bir kenara. Sokakta gördüğünüz dilenen her insanın ayrı bir hikayesi var, gidip dinleyin. Belki benim gibi siz de gerçekten yardıma ihtiyacı olan birine denk gelirsiniz.

Not; Olayı paylaşmamı mazur görün (yapılan iyilik söylenmez ama olağandışı bir tesadüf olması sebebiyle bu yazıyı kaleme aldım.) Bana çok garip geldiği için sizlerle paylaşmak istedim. Düşünün vejetaryen bir dilenciye denk geliyorsunuz, ne yaparsınız?

Yazarın Diğer Yazıları