Şimdi buradan 50 metre yol geçecek' diye yazmak. Eleştiri yok, kötüleme yok, birini hedef gösterme yok, yok ama bu bile yetti. Gizli işler çevirenler, çıkarcılar, karanlıktan yararlanıp aydınlıktan korkanlar saldırıya geçtiler. Sahte isimler arkasına gizlenmiş tetikçileri birbiri ardına beni suçlayan yorumlar yaptılar. Kendileri gibi tetikçileri de karanlık, sahte adlar ve sahte yüzlerin arkasından bana saldırıyorlar. Ben bu oyunu bugün ilk defa fark etmiş değilim, yıllardır bu anlayışla mücadele ettim. İşte belgesi: 'Söz konusu taşınmaz 2003 öncesi planlara kent parkı olarak işlenmiş ancak 2003 imar planında hipodrom ve hara olarak planlanmıştır. Bu plan kararı idare mahkemesince iptal edilmiştir. Bu güne değin birçok politikacı ve önde giden kişinin iştahını kabartan bu arazi geçtiğimiz günlerde beş yıldızlı otel yapımı için gündeme gelmiş ancak kamuoyunda ve basında açılan yaylım ateşi sonucu gündemden düşmüştür. Şimdi hepimiz gerçek bir sınavdan geçiyoruz. Daha önce gösterilen aşırı hassasiyet kişisel hesaplardan kaynaklanmıyorsa aynı tepkilerin yine gösterilmesi gerek. Böylesi kamu arazilerini çeşitli teknikler kullanarak özel şahıslara peşkeş çekmekte usta 'sivil yöneticiler', her konuda gösterdikleri saldırgan tavırlarını yineleyebilecekler mi? Bazı politikacıların yaptıklarını nedense diğerlerinden daha sevimli göstermeyi alışkanlık haline getiren bazı basın organları ne tavır alacak. Çevrecilik ise çevrecilik, Edirne sevgisi ise Edirne sevgisi, Toplumculuksa toplumculuk, katılımcılıksa katılımcılık. Bir görelim bakalım ne olacak?' 25.02.2006 'TOKİ ve Planlama'
Bu yazıyı yazalı on yılı aşkın zaman oldu. Burada sözünü ettiğim şu anda Edirne Zirai Araştırma Enstitüsü'nün deneme tarımı ve tohum yetiştiriciliği yaptığı alanlar. Ve ne yazık ki iki hafta önce aynı alanla ilgili yazdığım umutsuz bir yazıda şunları söyledim: 'Şimdi 50 metre genişliğinde bir yol yapılıyor. Şu anda şehrimizde en geniş cadde 25 metre, Olin kavşağından Kıyığa giden yol 22 metre. Kimse süslü sözlerle örtmeye çalışmasın, bisiklet, yaya, ambulans falan işin yutturmacası. Bu bir otoyol, yarış pisti olacak. Ve öyle bir çekim gücü olacak ki önüne çıkan engelleri birer birer parçalayarak tüm alanı yutacak.'
Yazımı okuyamayanlar için burada bir kez daha linkini veriyorum: http://www.namikkemaldoleneken.com/tr/detail/12/yaadka/295/ne-yazik-k-nleyemedk-dyecez.html
Bu yazının altında yapıldığında belki bir anlamı olacak eleştiriler, Facebook'ta yaptığım anı paylaşımı altında yapılınca teşekkül halinde bir saldırı olduğu fazla sırıttı. Vay canına demek arı kovanına çomak sokmak böyle oluyormuş dedim kendi kendime. İşte paylaşımım altına yazılan eleştiriler: 'Patikadan mı gideceğiz. Bitince anlarız faydasını. Zaten tarım arazilikten çoktan çıktı orası. Otobana kadar kullanacaklar.' 'Şehrin göbeğinde tarımsal arazimi kalmış, her yer tarla zaten, insanlar iyi bir şeyler yapıp trafik yükünü dağıtmaya çalışıyorlar, herkes kendi işini zamanında yapsaydı bugün bunlarla uğraşılmazdı' 'O yolun tarım araştırmayla artık ilgisi kalmamış yol yapılmayıp hayvan mı otlatılması gerekiyor? Ayrıca bu yolun yapılmasıyla Edirne trafiği sizce rahatlamayacak mı? Biraz tarafsız yorum yapmanızda fayda var' 'Edirne halkı 20 yıl boyunca bu zihniyetle boğuştu hayvan gibi otlatıldık artık bir çekilinde hizmetin karşısında durmayın...'
Bunların dışında yorumlarıyla destek veren, beğenisini gösteren, tekrar paylaşarak konunun yaygınlaşmasını sağlayan çok sayıda dostumuza da ayrıca teşekkür ederim. Neden bu kadar önemsediğimin anlaşılması için birkaç bilgi vereyim. Tohum yetiştiriciliği dünyada en büyük savaş alanlarından biri. Bu savaş bağımsızlık savaşının da bir parçası. Edirne Zirai Araştırma Enstitüsü şu anda ayçiçeği ve çeltik tohumu yetiştirmede ülke koordinatörü. Yani Ülkemizin ayçiçeği ve çeltik tohumculuğunu yönetiyor, uluslararası devlerin her türlü saldırısına karşın başarıdan başarıya koşuyor. Dünya'da çeltik konusunda baş aktör olan İtalya ile sürdürülen yarışta öne geçmekte olan bir kurum burası. Çeltik Islah Projesi kapsamında 45 çeşit tohum tescil edilmiş. Osmancık-97 isimli ürün bugün Türkiye çeltik üretiminin %75'inden fazlasını karşılamakta. Bu çeşit Bulgaristan'da da tescil edilmiş ve üretimi yapılmakta ve ayrıca Yunanistan, Rusya ve Ukrayna'da da üretilmekte.
Ayçiçeğinde Vniimik-1646, Vniimik-8931, Türk-Ay-1, Trakya-129, Trakya-259, TARSAN-1018, Arda-2098, TR-3080, MeriçF1, TR-6149-SA, Aydın-2002, 08-TR-003, Kaan, Şems, Duna, Saray ve 11 TR 077 çeşitleri tescil ettirilmiş. Özellikle 2012 Yılında tescil edilen 08-TR-003 çeşidi ülke genelinde % 10'luk bir ekim alanına sahip olup ayrıca Romanya'da üç, Rusya'da bir tür tescil edilmiş bulunmaktadır. Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü'nde şimdiye kadar yapılan hububat ıslah çalışmalarında 15 adet ekmeklik buğday, 2 adet makarnalık buğday, 7 adet arpa, 2 adet yulaf çeşidi geliştirilerek tescil edildi. Türkiye'de üretimi yapılan sertifikalı buğday tohumluğunun yüzde 17'si Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsünün tarafından geliştirilen türlerle yapılmaktadır. Enstitüde geliştirilen buğday, arpa ve yulaf çeşitleri Edirne'den Diyarbakır'a kadar birçok ilde ekim alanı bulmaktadır. Bu kadarlık bilgi bile kurumun yaptığı işin önemini anlatmaya yeter sanırım. Ne yazık ki kurum yöneticileri E-5 boyunda ve Karaağaç yolunda bisiklet yolu yapımına karşı gösterdikleri çok da doğru bulmadığım savunma direncini TOKİ yapılırken de gösterebilselerdi. O zaman onları savunmak da çok daha kolay ve anlamlı olacaktı.