Terör mü, medeniyetler çatışması mı?
Cüneyt Özdemir
Aralarında çocukların ve yaşlıların da bulunduğu bu katliam, haklı olarak başta ülkemiz olmak üzere, Batı'ya doğru gittikçe dozu azalmakla beraber, büyük bir tepki görmüştür. Nur Camisi'ndeki katliamı gerçekleştiren 28 yaşındaki Avusturalya vatandaşı Brenton Tarrant'ın bu eylemi, Türk basınında genellikle masum Müslümanlara karşı Batılı bir Hristiyan teröristin eylemi olarak görüldü, kınandı ve bu vahşice işlenmiş cinayetlerin Batılı ülkelerce de kınanması, protesto edilmesi istendi, beklendi. Daha da ileri gidilerek Batılı siyaset ve devlet adamlarının birkaç sene önce Paris'te Charlie Hebdo vahşetine gösterdikleri tepkiye benzer yolda bir tepki göstererek yürüyüş ve miting düzenlemeleri bile beklendi.
Bu ham hayali kuranlar bekleyedursunlar biz olaya biraz daha
yakından bakmaya çalışalım. Her şeyden önce olayın adını doğru koymalıyız. Bu
bir terör olayı mıdır, yoksa medeniyetler çatışmasının bir parçası mıdır?
Uzmanların üzerinde birleştikleri tam bir tanım olmamakla beraber, biz terörü
burada kabaca şöyle anlayabiliriz: Yıldırma, cana, mala kıyma ve korkutma
yollarıyla bir düşünceyi, bir ideolojiyi başkalarına benimsetme eylemidir. Bu
olaya bu açıdan baktığımızda onu basit bir terör olayından ayıran somut
verilerin bulunduğunu görürüz. O
verilerin başında katilin yayımladığı The Great Replacement başlıklı bildiri
gelir. Bu bildiriye şöyle yüzeysel bir bakış bile bu katliamın arka planında
bir ekibin, bir tarih yorumunun, bir kültür ve medeniyet algısının bulunduğunu
gösterir.
Görünüşte katil, eyleminin ilham kaynaklarını açıklıyor:
Endülüs Emevi Müslümanlarının İspanya'nın içlerine doğru ilerlerken 732'de
kanlı bir şekilde Tours Savaşı'nda durdurulduklarını hatırlıyor. 1389'da
Kosova'da Miloş Obliç adlı bir Sırp'ın zehirli bir hançeri Osmanlı Sultanı 1.
Murat'ın sırtına saplayarak şehit edişini, 1683 tarihinde yine Osmanlıların
Avrupa'da ilerleyişlerini durdurdukları Viyana Savaşını gözlerinin önüne
getiriyor. Muhtemelen bu savaştan sonra Batıda Osmanlılara karşı Avusturya,
Lehistan, Malta, Venedik ve Rusya'nın katılımıyla kurulan Kutsal İttifak'ı
hatırlıyor. 1992 '“ 1995 yılları arasında yaşanan Bosna Savaşı'nın, daha sonra
mahkeme kararıyla suçlu olduğu tescillenen, azılı katili Radovan Karadzıç ve
benzerlerinin adlarını silahına kazıyor. Türklerin İstanbul Boğazı'nın doğu
kıyılarında oturmalarını, batı kıyılarına geçmemelerini istiyor. Şayet
geçerlerse İstanbul'u basıp cami kubbelerini ve minarelerini yıkacaklarından
dem vuruyor!..
Bir terörist eylemi için bütün bu tarih, kültür ve medeniyet
arka planı fazla bir hazırlık değil midir?
Kim ne derse desin, aldırmıyor ve bu bildirinin önce
üniversitelerimizdeki sosyal bilimci, tarihçi, siyasetçi, devlet adamı ve din
adamlarımız tarafından didik didik edilerek çözümlenmesinin uygun olacağını
düşünüyorum.
Teröristin bildirisinin arka planındaki tarih, kültür ve
medeniyet vurgusu, bana yine Batılı bir sosyal bilimci teorisyen olan Amerikalı
Samuel P. Huntington'ın 'Medeniyetler Çatışması mı?' tezini hatırlattı. Bu
sosyal bilimci, 1993 yılında yayınlanan ve bütün dünyada yankılar uyandıran
ünlü makalesinde geleceğin savaşlarının kültür ve medeniyetler savaşları
olacağını iddia etmişti:
'Ülkeler arasındaki asıl büyük bölünmeler ve sürtüşme biçimi
kültürel düzlemde karşımıza çıkacak. Yeni dünyada, millî devletler, dünya
politikasının en güçlü ve belirgin aktörleri olmaya devam edecek, medeniyetler
arasındaki savaşlar, önümüzdeki yıllarda küresel politikalara hâkim olacak. Bu
medeniyetler arasındaki ayırım çizgileri, gelecekteki savaş alanlarını
belirleyecek ve yönlendirecektir'.
Yeni Zelanda
katilinin İstanbul'a gelip kültür ve medeniyet eserleri olan cami kubbeleri ile
minareleri yıkacaklarından dem vurması, ünlü sosyal bilimcinin tezlerinin bir
teröristin ağzıyla sanki devam ettirilmesi gibi geldi bana.
Asıl noktaya geliyorum. Bu olaylar, Batı'da gittikçe
yükselmekte olduğu iddia edilen İslam karşıtlığı eylemler karşısında biz nasıl
bir tepki göstermeliyiz? Ülkemizin ve dünya Müslümanlarının Yeni Zelanda'dakine
benzer olaylara maruz kaldıklarında şimdiye kadar gösterdiğimiz en yaygın tepki
yöntemi, kınama, protesto, yürüyüş, miting ve buralarda yaptığımız 'hamasî'
konuşmalar yöntemidir. Bu sefer daha da ileri giderek Yeni Zelanda'daki
katliamı Avrupalıların da, bize acıyarak, kınamalarını istedik!..
Artık bu tavrı bırakmalıyız. Kanaatime göre iki tepki
göstermemiz uygun olur:
1) İleri düzeyde bilim ve teknoloji üretmek: Yarından tezi
yok Türkiye'deki bütün vakıf, dernek, parti ve devlet, sahip oldukları bütçenin
yüzde ellisini, ileri düzeyde bilim ve teknoloji üretecek kurumlara ve alanlara
yatırmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı, okuma yazma değil, olağanüstü ölçekte
bilim ve teknoloji üretme seferberliği başlatmalıdır.
2) Birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek: Yine yarından tezi
yok, hukuk, siyaset, devlet ve din adamlarımız ile sanatkârlarımız, bu
topraklarda yaşayan insanlarımızı, ortak değerlerimizi öne çıkararak
birleşmeye, kardeş olmaya davet etmelidirler. Bu büyük görevde sanat ve
estetiğin etkileyici gücünden yararlanılmalıdır. İçerde bu birlik sımsıkı
bağlarla sağlandıktan sonra, diğer Türk devletlerini ve İslam ülkelerini de,
zamanla, içine alacak şekilde genişletmenin yolları aranmalıdır.
Bu büyük birleşik gücün asıl amacı, ilerde çıkması muhtemel
bir medeniyetler çatışmasına katılmak değil, Müslümanların güvenlik ve huzurunu
sağlamak olmalıdır.