Tekel aşkı
Cüneyt Özdemir
Osmanlı son dönemlerinde bazı ürün ve hizmetlerde tekel yani Arapça adıyla 'inhisar' uygulamaya kalmıştır.
Ancak ekonominin çökmüş olması nedeniyle yürütemediği bu
inhisarları yabancı sermayeye kaptırmış.
Asıl 'Tekel' yani 'inhisar' uygulaması Cumhuriyetin
kurulmasından ortaya çıkıyor.
Tütün ve tütün mamulleri, ispirto ve ispirtolu içecekler,
tuz, kibrit, barut ve patlayıcı maddeler, sigorta, petrol, şeker, PTT, TCDD,
devlet hava yolları, radyo, limanlar birer inhisardı.
Türkiye'de yasalar aracılığıyla kurulan inhisarlar bazı
kuruluşlara bir ürünün üretimi ve satış hakkı veriliyordu. Üretilemeyen ve
ithal edilmek zorunda kalınan üründe ise ithalat karı devlete kalsın ayrıca da
yerli sermaye korunsun diye kuruldu o inhisarlar.
Yani savaştan yeni çıkmış ve yeni kurulmuş bir ülkede
yabancılar ya da yerli sermaye özellikle yaşamsal ihtiyaçlar için lazım olan
ürünlerde istediği gibi at koşturamasın, karaborsa yaratmasın, fahiş fiyatlar
uygulamasın diyeydi bütün bunlar.
Günümüzde devlet bu inhisarların hepsinden ya çekildi ya da
o inhisarları sattı.
Bugün artık tekele ihtiyaç yok artık.
Devletin tekeli neyse de özellikle özel sektörün tekeli hiç
iyi bir şey değil ve hatta suç bile sayılıyor.
***
Yukarıda tekeli veya inhisarı neden anlattım?
Geçtiğimiz Salı günü Edirne Belediye Meclisi Temmuz ayı
toplantısını yaptı.
Aynı meclis daha önce Edirne Otogarı parça parça ihale
etmeyi kararlaştırmıştı.
Ne güzel, yılların tekeli ortadan kalkıyordu.
Geçen Salı günü bir baktık CHP grubu, meclise gündem dışı
getirdiği bir maddeyle bunu kararı değiştirdi.
Yani otobüs yazıhaneleri ve peronlar ayrı ayrı ihale edilecek
ama otogarın diğer kesimleri bir kişiye veya kuruluşa verilecek.
Niye? Niyesi basit; ille de tekel olsun.
Yahu kardeşim, Cumhuriyetin ilk yıllarında oluşturulan
tekellerle bu tekeli karıştırmayın.
O zaman gerekliydi ama şimdi tekel yaratmak bu kentin insanını
yaşamından bezdirir.
Üstelik bu maddeyi öyle bir getirmişler ki; sanki orada büfe
kiralayacak bir kişinin Ulaştırma Bakanlığından T2 belgesi alması gerekir.
Bu manevralardan etkilenip kendi kendime 'Yahu bu kadar mı
olur? Adam büfe işletmek için T2 belgesi almak zorundaysa hayatta gidip almaz,
belediyenin otogardaki işyerleri boş kalır' demek üzereydim.
Söylenenleri AK Parti grubu da öyle anlamış ve sözcüleri
sorunda, Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan da CHP Grup Sözcüsü Selçuk
Çakır'a 'Büfe işletmek için T2 belgesine gerek yok herhalde' deyiverdi.
Hakikatten de gerek yokmuş.
Peki o zaman o dükkanların tamamını bir kişiye vererek tekel
yaratma gayret ve telaşı neden?
Olacakları söyleyeyim; o otogarı bir kişiye vereceksiniz,
öyle değil mi?
Şu andaki sıkıntı, çay şu kadar lira ister iç, ister içme.
Çorba şu kadar, ister iç, ister içme.
Tost şu kadar ister ye, ister yeme.
Peki sen bir kişiye verdin aynı şey olmayacak mı?
Belediyenin vatandaşı, tüketiciyi koruma görevi yok mu?
Sosyal medyada paylaşımlar dolaşıyor; İstanbul Yeni
Havaalanında yarım litrelik pet şişedeki suyun 7,5 lira olduğunu gösteren kasa
fişlerinin fotoğraflarını yayınlıyorlar.
Eğer bu otogarı bir kişiye ihale ederseniz yarın Edirne
Otogarında yarım litre suyun 5 lira olmayacağını kim garanti edebilir?
Bu arada; Edirne Otogarındaki büfe, lokanta, kafeterya,
tuvalet gibi bölümlerin bir kişi ya da kuruluşa ihale edilmesi, CHP ve İYİ
Partinin 'evet', AK Parti'nin 'hayır' oylarıyla kabul edildi.
***
'Kule radarlar geri geliyor' demiştik, mecliste gündeme
geldi.
Gürkan 'Bunu yazan arkadaş burada ama konuşma hakkı yok.
Bunu nereden çıkarmış, bilemiyorum' dedi.
Onun cevabını önümüzdeki haftaya bırakalım.