PEKİ YA ÖNCESİ?
Cüneyt Özdemir
Resmi Gazete'de yayınlanan değişikliğe göre, üniversiteler alacakları akademik personel için verecekleri ilanlarda bir kişiyi tarif edecek özel şartlara yer veremeyecekler.
Türkçesini
söyleyeyim; adrese teslim kadro artık yasak.
Peki böyle
bir karar nereden çıktı?
YÖK durup
dururken mi böyle bir yola başvurdu?
Tabii ki
durup dururken böyle bir karar alınmadı, böyle bir değişiklik yapılmadı.
Geçmişi
hatırlayın; üniversiteye bir akademik personel alınacaksa önce bir ilan
yayınlanır.
Aranan
şartlara hangi fakültelerin hangi bölümlerinden mezun olması gerektiği de
yazılır.
Ama bunun
yanına adaylarda öyle şartlar ararlar ki, neredeyse göz rengini, ayakkabı
numarasını, yüzündeki benini hatta ve hatta adını, soyadını yazmadıkları
kalırdı.
Bir kişi
istediği kadar o fakültenin o bölümünü bitirmiş olsun veya yüksek lisans yapmış
olsun.
Çünkü
adamlar öyle özel şartlar koymuş ki, başvurman mümkün değil.
Başvursan
bile aranan şartları taşımadığın için zaten daha önceden elenirsin.
Mesela 'şu
konuda yüksek lisans yapmış olmak' diye bir şart koşuyor.
O konuda
yüksek lisans yapan adam yok ki başvuracak.
Çünkü
adamlar önce akademik personel olarak alınacak kişiyi bulmuşlar.
Sonra
kılıf uydurup onu alacakları güya bir 'sınav' ve değerlendirme yapıyorlar.
Kazara
aranan şartlardaki konuda yüksek lisans yapmış bir kişi daha çıktı ve başvurdu
değil mi?
Jürinin
yapacağı sözlü veya yazılı sınavda (fark etmez) almayı kafaya koydukları kişiye
90 veya 100 verip diğerine 20-30 puan vererek kendi adamlarına sınav
kazandırmak çok mu zor?
Bu yolla o
kadar çok üniversite yöneticilerinin yakını veya yönetimle iyi ilişkiler içinde
olan hatırı sayılır kişilerin eşi '“ dostu işe alınmıştır ki, saymakla bitmez.
Biz en
yakınımızdaki örnek olarak Trakya Üniversitesi'nden biliyoruz.
Trakya
Üniversitesi'nde böyle onlarca örnek var.
'Yüzlerce
var' demeye dilim varmıyor.
'Ben böyle
örnekler bulamadım' diyen varsa arşivden birkaç örneği çıkarır eline veririm.
Yeter ki,
yetkililer çıksın bu defterleri açmak istesin.
Aslında
geçmişte de bu tür kayırmacı yöntemler 'ahlaken' yasaktı.
Ama
biliyorsunuz ahlak yasaları çiğnendiğinde hapis, para cezası, meslekten men
gibi cezalarla cezalandırılmıyordu.
Şimdi
YÖK'ün bu değişikliğinden sonra bunlar yasak.
Yapana
yaptırım var.
Bugüne
kadar yapılanlar ne olacak?
Bir şey
olacağı yok.
Çünkü
yasalarda yapılan değişiklikler eğer vatandaşın lehineyse geriye doğru işliyor
da aleyheyse geriye doğru işlemiyor.
Bu arada
bazılarının 'Murat, sen de çok safsın. Bu işlerin böyle bir değişiklikle son
bulacağını mı düşünüyorsun?' dediğini duyar gibiyim.
Teşbihte
hata olmaz, Trakya'da bir laf vardır; hırsıza kilit dayanmaz.
Yapacak
olan illa bir yolunu bulur yapar veya yapmaya çalışır.
Ama kapıyı
ardına kadar açık bırakmak yerine kilitlemek evladır.
***
Edirne, pandemi
haritasında kan kırmızı, Kovid vaka sayıları ilimizde çok yüksek.
Edirne'yi
yakan ilçeler var; Keşan, İpsala, Süloğlu gibi.
Süloğlu
işin içinden çabuk sıyrıldı ama Keşan ve İpsala öyle değil.
Kovid
ateşi orada hala gürül gürül yanıyor.
Sıkı
tedbirler almalıyız, alınan tedbirlere uymalıyız.
Birkaç
hafta, belki de birkaç ay parka çıkmasak, mesire yerine gitmesek ölmeyiz ama
Kovid'den ölürüz.
Söğütlük'e
piknik yapmaya gidemediği için ölen birisinin mezarını size kimse gösteremez.
Ama Kovid'e
yakalandı diye ölen çok kişi var, hepimizi biliyoruz.
Artık
'Edirne'ye akın akın Bulgar turist geliyor, Kovid'i de onlar getiriyor' gibi
bir bahanemiz de yok.
Aylardır
Bulgar turist gelecekse negatif sonuçlu PCR testini zorunlu tutmuşuz.
Bulgar
turistten kendisine bulaşan Kovid yüzünden öleni de duymadım şimdiye kadar.
Ama Bulgar
turist serbestçe gelemiyor diye iflas bayrağını çeken çok esnaf duydum.
Daha da
duyacağız sanırım.
Allah
Edirne'nin sonunu hayır etsin'¦