Cüneyt Özdemir

Okuduğumuzu anladık mı?

Cüneyt Özdemir

O bölümde okuduğumuz parçayla ilgili birkaç soru olurdu.
Burada mutlaka bulunan 'Okuduğunuz metnin ana fikri nedir?' sorusunun yanı sıra metnin içindeki ayrıntılara dair sorular yer alırdı.
Bazen metni anlamasanız da soruların cevaplarını bulmaya çalışırken okuduğunuz metni anlardınız ya da metni daha da sindirmiş olurdunuz.
İlkokulda görece basit sorulardan oluşan bu bölüm 'Okuduğumuzu anladık mı?', tabi sınıf geçtikçe, ortaokulda, lisede ve üniversitede (metinlerle haşır neşir olunan bir bölümse) daha da karmaşık hale geldi.
Meşhur 'Yazar burada, şair burada'¦' ile başlayan cümleler ile edebiyat sınavlarından geçer not almaya bakıyorduk.
Hem zaten yazarın, şairin anlattığından bize neydi ve ayrıca 'Bunlar gerçek hayatta ne işimize yarayacaktı?!'
Nihayetinde önemli bilgiler ezberlenince sınavlar geçiliyordu.
Okuduğumuzu anlamaya çalışmakla uğraşmaya da gerek yoktu.
Sonra zaten zaman değişti hem biz büyüdük hem de değişen dünyada uzun uzun bir şeyleri okuyup anlamlandıracak zamanımız kalmadı.
Her şey baş döndürücü bir hızla olup bitiyordu, gündeme yetişmek zordu.
'Sosyal medya' da hayatımıza girip başköşeye oturunca her şeyin özeti hop diye önümüze gelmeye başladı.
Ekranı aşağı doğru (neredeyse sonsuzluğa kadar) kaydırırken okunacak şeylere göz ucuyla bakmak, üstün körü, düşünmeden, sindirmeden okuyup geçmek de bu mecraların karakteristik özelliklerinden biri oldu.
Ancak yine sosyal medyanın getirip önümüze koyduğu bir gerçek daha var ki o da hayatın pratiğinde meğer koskoca bir 'Okuduğumuzu anladık mı?' bölümü varmış.
Sosyal medyanın hayatımızda görünür kıldığı şeylerden biri de; sosyal medya platformlarında önümüze çıkan şeyleri okumadan geçtiğimiz.
Sosyal medya platformları kendi içlerinde yazıya ya da görselliğe ayırdıkları alanlar açısından farklı bölümler sunsa da 'Söz uçar yazı kalır' misali kimisinde çok kısıtlı kimisinde bolca karakter kullanabileceğiniz yazı bölümü var.
Örneğin Twitter ilk çıktığında bir 'tweet' 140 karakter ile sınırlıydı. Şimdi 280 karakter. Bu, Twitter'ın tarzı.
Görsellik üzerine kurulu Instagram'da ise paylaşımınızın altına yazabileceğiniz karakter sınırı 2,200.
Sonuç olarak ister 140 karakterden ister 2,200 karakterden oluşsun popüler sosyal medya platformlarında da okunacak bir şeyler var.
Doğası gereği aşağı doğru kaydırarak (scrolling) takip edilen bu mecralar sizi okuduklarınız üzerinde düşünmeye pek de teşvik etmiyor.
Sıkıntı da burada başlıyor.
Sosyal medya platformları çoğu zaman da delinin birinin kuyuya attığı taşlarla dolu.
Bazen gerçekten de 40 akıllının çıkartamadığı taşlar bunlar.
Yanlış bilginin ve manipülasyonun saatler içinde dünyayı dolaşıyor, dallanıp budaklanıyor.
Üstelik bütün bunlar sadece 'trol'lerin başının altından çıkmıyor.
Bazen esprisine bazense tamamen manipülasyon amacıyla yazılmış yazılara, paylaşılan görüntülere, fotoğraflara ne düşmez sandığımız akademisyenler, yazarlar, haberciler, siyasetçiler düşüyor.
Bu noktada o meşhur söze gönderme yaparak 'Herkesin paylaşımına kimse karışamaz' diyebiliriz belki ama yanlış bilgilerin, manipülasyonların etkilediği hayatları, linç kültürünün sosyal medyada gerçekten hayattan daha hararetli bir hal aldığını da görmezden gelemeyiz.
İster kısacık olsun ister upuzun sosyal medyada okuduğumuz yazılar (biz yazılar diyelim ama bence her şeyi kapsıyor fotoğraf, görüntü, ses kaydı'¦) için de dönüp dolaşıp o ilkokul Türkçe derslerine gidiyoruz. 
Okuma parçasını sesli okumayı bitiren arkadaşımızın öğretmenin 'Devam edelim' komutuyla başlıkta okuduğu en önemli soruya geliyoruz;
'Okuduğumuzu anladık mı?'
Hatta bir soru da ben ekleyeyim; 'Okuduğumuzu sorguladık mı?'

Yazarın Diğer Yazıları