Öğrenmenin Zevkini Yaşamak '' 3
Cüneyt Özdemir
Üniversitelerimizin son yıllarda sayıca artmalarına uygun olarak Devlet Bütçesi'nden aldıkları paylar da giderek artmaktadır. Sözgelişi 2020 yılında üniversitelerimize ayrılan pay, 36.1 milyar liradır. En yüksek payın, Hacettepe Üniversitesi'ne, en düşük payın ise Kahraman Maraş İstiklal Üniversitesi'ne düştüğünü görüyoruz. Üniversite sayısının çokluğu, onlara ayrılan bütçenin büyüklüğü bizi aldatmasın. Bir ülkedeki üniversitelerin varlığı ve ağırlığı, sayılarının çokluğu ve bütçelerinin yüksekliği ile değil, ürettikleri bilimle ölçülür. Bu açıdan baktığımızda üniversitelerimizin durumuna üzülmemek mümkün değildir.
Çağımızın bilim ve teknolojisinin ilerleyişine uygun hızda
ve derinlikte neden bilgi üretemiyoruz? Son yıllarda özellikle savunma
sanayiindeki gelişmelere bakarak umutlanmak istiyoruz; ancak bu umutlarımızı
tarım, sağlık ve yapay zeka alanlarına kaydırdığımızda büyük hayal kırıklığına
uğramamak mümkün değildir. Tarımda bir Hollanda kadar üretim yapamıyoruz. İleri
düzeyde bilim üretmenin kuşkusuz büyük bir maliyeti vardır. Bu maliyetin
yanında birçok alanda donanımlı ve bilinçli kadroların yetişmiş olması da
gereklidir. Bilgi üretmek bir ekip işidir. Ancak öğretmenlerimiz, öğretim
üyelerimiz ve kanaat önderlerimiz, kendi özgür iradeleri ve özverileriyle
gösterecekleri bazı davranış değişiklikleri ve düşünsel dönüşümleri ile özlemini
çektiğimiz kadroların zamanla yetişmesine katkıda bulunabilirler.
Başta aile olmak üzere okul, yüksekokul ve fakültelerde,
öğretim yapılan bütün kurumlarda, vakıflarda, sivil toplum kuruluşlarında hangi
alanda eğitim verilirse verilsin, gençlerimize şu çağdaş eğitim becerilerini
kazandırmalıyız:
-Eleştirel düşünmeyi
öğrenmek:
Düşünme, gözlem, okuma veya dinleme yoluyla elde ettiğimiz
bilgileri, bir sonuca varmak amacıyla incelemek, karşılaştırmak ve onlardan
yeni düşünceler elde etmektir. Eleştirel düşünme, bunun bir adım daha
ilerisidir. O da kendimiz, ailemiz ve
çevremizle ilgili önümüze çıkan bir sorunu önce belirleme ve onu somut olarak
kavramadır. Örneğin yabancı dil bilmek, insanı mesleğinde ilerletir,
düşüncesini ele alalım. Sıradan bir öğrenci bu düşünceyi hemen kabullenir.
Eleştirel düşünceye sahip bir öğrenci ise bunu önce sorgular. Buna göre
eleştirel düşünceye sahip bir genç, sorunu belirleme, sorunun ortaya çıkışını
ve gelişmesini görme, soruna ön yargılardan arınmış olarak bakma ve hepsinden
önemlisi sorunu değişik açılardan ele alma becerisini kazanmış genç demektir.
-Başkalarıyla sağlıklı
iletişim kurmayı öğrenmek:
Eleştirel düşünme, bizi başkalarıyla ilişki kurmaya
götürür, götürmelidir. Başkalarıyla ilişki
kurmak, bize hayatta kendimizden başka insanların varlığını hissettirir. Aile
hayatı, öğrenim hayatı ve çalışma hayatı bir bakıma başkalarıyla münasebetler
kurarak gelişir. Sınıfta soru sormak, sunum yapmak suretiyle konunun işlenişine
katılmak, öğrenciler için en yararlı iletişim denemeleridir. Sağlıklı
iletişimin başında anadilimizi düzgün kullanmak gelir.
-Öz güven duygusunu
öğrenmek:
Allah, her insana hayatını devam ettirmek için tükettiğinden
daha fazlasını üretmek ve yapmak kudretini hazır bir veri olarak önceden
vermiştir. Bazı insanlar, çocukluktan itibaren uygun bir ortamda eğitim görmek,
irade sahibi olmak, teşvik edilmek ve umutlandırılmak gibi yollarla içlerindeki
bu kudretin farkına varırlar. Onu zamanla daha da geliştirirler. Bu farkındalık
o insanda üzerinde çalıştığı işi tamamlayacağına dair umut uyandırır ve bu
umutla o işi başarır. Bir işi başarma kararını vermek öz güven duygusudur.
Çevremizde ve tarihteki büyük işleri başaranlar, hep öz güven duygusuna sahip
olan kişilerdir. Öğrencilerde öz güven duygusunu hem aileler, hem öğretmenler
mutlaka uyandırmalıdırlar. Başarılı insanları örnek göstermek, teşvik etmek ve
ödül vermek bu duyguyu uyandıran yollardan sadece birkaçıdır.
-Hayal kurmayı
öğrenmek:
Hayal, bir kimsenin zihninde canlandırdığı duygu ve
düşüncelerdir. Bu duygu ve düşünceler,
bir öğrenci için ileride öğretmen olmak, doktor olmak, avukat veya bir
iş insanı olmak '¦ gibi duygu ve düşüncelerdir. Genç, bunları zihninde erken
yaşlarından itibaren canlandırmaya başlarsa zamanla onlarla bütünleşir ve
onları gerçekleştirmeye çalışır. İnsanın hayatı boyunca yapabileceği işler,
hayalleri ile sınırlıdır. Resim yapmak, bir müzik aleti çalmak, şiir, hikâye,
roman yazmak, estetikle yakından ilgilenmek veya laboratuvarda farklı bir deney
yapmak '¦ gibi öğrencilerin kişisel yetilerini ortaya koymaya elverişli
alanlarda onlara tam bir özgürlük vermek eğiticilerin en önemli görevidir.
Burada eğiticiye düşen davranış, onları umutlandırmak, cesaretlendirmek ve
takdir etmekten ibarettir.
Bütün bunların yanında öğrencilerimizin sunum yapmayı
öğrenmiş, soru sorma alışkanlığını kazanmış, kendilerini anlatma becerisini
edinmiş, kültür değerlerimizi özümsemiş ve tartışma adabını kavramış gençler
olarak hayata atılmalarını görmek en büyük arzumuzdur.