O malum kişi
Cüneyt Özdemir
Eşime, beni erken uyandırmasını söyledim.
Öyle de oldu, kalkıp üstümü değiştim.
Madem bir tören alanına gidememiştim, geçtim televizyonun
karşısına.
Ve saatler 09.05'i gösterdiğinde sirenler çalmaya başladı.
Mustafa Kemal'e saygımdan koltuğumda değildim, sirenler
çaldığı sürece ayaktaydım.
Arıyoruz, özlüyoruz seni büyük devrimci.
***
Edirne iki haftadır o malum konuyla ve o malum tutuklamayla
çalkalanıyor.
O malum kişiyle (ona gazeteci diyemeyeceğim, gazetecilik mesleğine
ihanet etmiş olurum çünkü) yediği içtiği ayrı gitmeyen herkes diken üstünde.
'Acaba benim de kasetim, görüntüm var mı?'
İnsanlar boş durmuyor, her gün yeni isimler üretiliyor.
Şu ana kadar 100 isim duydum diyebilirim.
Kim var, kim yok, iddianame hazırlandığında göreceğiz.
Aslında HUDUT'tan Bülent Ayan, dünkü köşesinde her şeyi
yazmış, bize bir şey bırakmamış.
Ayan, tabi ki sorumlu bir gazeteci olarak isim vermemiş.
Ben de vermeyeceğim ama konu malum, kişi de malum.
Sokakta 10 yaşında çocuğu çevirseniz bu konuyu sorsanız size
belki biraz da şehir efsanesi katarak olayı anlatır, anlatılanların önemli bir
bölümü ise doğrudur.
Neyse; sonuçta o malum kişinin işyerinde, otomobilinde
Edirneli bazı işadamlarının kadınlarla gizlice çekilmiş yatak odası görüntüleri
bulunmuştur.
Üstelik özel düzeneklerle çekilmiştir, gizli kameralar ve
benzerleri polisçe ele geçirilmiştir.
Malum her ortamda kendisini 'fasulye gibi nimetten sayması'
ve belediye başkanları, valiler, kurum, kuruluş müdürleri, amirleri, meslek
odaları, sivil toplum örgütlerinin ileri gelenlerince bu kerameti kendinden
menkul kişinin baş tacı edilmesini sorgulamak gerekmez mi?
Bu kıymeti ona veren, baş tacı yapan o yetkililer şimdi ne
düşünüyor acaba?
Ona belediyeden yüz binlerce liralık ihale veren, onun bir
lafıyla memur süren belediye başkanları şimdi ne diyecektir?
Çünkü bu malum kişinin daha öncesinden de sabıkası vardır ve
mesela yılladır bu yüzden basın kartı alamamaktadır.
Yukarıda saydığım ilgililere, yetkililere bu sabıka
bilgileri hiç mi gitmemiştir?
Neyse, bu bildiklerimizden, yazdıklarımızdan çok daha
fazlası iddianamede ve yargılamada ortaya çıkacaktır.
Nokta atışı bilgilerim yok ama hissiyatım şunu gösteriyor ki;
iddianame ve ilk duruşmadan sonra Edirne'de insanlar şok olacaktır.
Edirneliler 'Bu da mı olmuş?' diyecekler.
Biz ise yukarıda da söyledim gibi; mesleğin itibarını
kurtarmanın peşindeyiz.
Yani diyeceğim; bu mesleğe yeni başlamış, saf, dürüst ve bu meslekten
gelecek bekleyen meslektaşlarım böyle bir şüpheyi hep üzerlerinde taşıyacaktır.
Hem biz hem de bu genç meslektaşlarımız, haber dışındaki
konularda oturup konuştuğumuzda, bu kişiler 'Adamla oturduk özel bazı konularda
konuşuyoruz. Adam bunu kayda alıyor mu acaba?' tedirginliği taşıyacaktır.
Peki, bu kuşkuyu üzerimizden kim temizleyecek?
Biz yolun sonuna geldik de bu çocuklar daha genç, 30-40 yıl
bu mesleği yapacaklar.
Bunların hepsine potansiyel 'şantajcı' gözüyle bakılırsa bu
kentte, bu meslek nasıl yapılır?
O malum olay ve o malum kişi meslekte kötü bir örnek.
Cezaevinden serbest kalsa da benim artık hiçbir temasım
olmaz.
Ama meslekte yapılması gereken temizlik bu olayla sınırlı
değil.
'Gazeteciyim' diye gezip bütün gün ihale kovalayanlar var.
Bu meslekte böyle bir şey olmaz.
Ben bu konulara her zaman tepkiliydim.
Yukarıda zikrettiğimiz olayın vesilesiyle meslekte bir
temizlik harekatı şart oldu.
Bu önemli bir fırsattır.
Elinde ihale dosyası taşıyan adam bir basın toplantısında,
bir görüşmede, gazetecilik maaşından başka bir geliri olmayan
meslektaşlarımdan, benden daha 'gazeteci' olarak ahkam kesmesin.
Hele hele 'çanak' soru sormakla görevli olarak toplantılara
gelmesin, karşımıza çıkmasın.
Açık tepki göstereceğim.
Bütün basın camiasının bilgisi olsun.