Cüneyt Özdemir

Neden koşuyoruz?

Cüneyt Özdemir

Son yıllarda trafik ekiplerinin yoğun mücadele verdiği konulardan bir tanesidir sanırım. Bir ara her yaya geçidinin başında bekleyen trafik polisleri vardı. Yaya geçidindeki yayaya yol vermediysen anında haklı olarak ceza. Ama insanlara bunu aşılamak ceza ile olacak iş değil bence. Kendi başımdan geçen bir olayı aktarmak istiyorum sizlere müsaadenizle; yaklaşık 10 yıl öncesi 3 aylık bir proje için Bulgaristan'ın Filibe (Plovdiv) şehrine yakın mesafedeki Pazarcık (Pazardžik) şehrine yerleştim. Güzel ve sakin bir şehir, ilk günlerde etrafı tanımak için sık sık dışarı çıktım. Edirne'ye gelen Bulgar turistlerden biraz aşinalık var tabii ama insan memleket değiştirdiği zaman bir garip oluyor. Yurtdışına çıkanlar bunu gayet iyi bilirler. Kültürü yerinde öğrenmek gibisi yok, güzel bir tecrübe. Gel zaman git zaman ben böyle etrafı hafızama yerleştirirken bir gün karşıdan karşıya geçmem icap etti. Geçmek istediğim yerde yaya geçidi yoktu, haliyle aracın geçip gitmesini bekleme teşebbüsüne girdim fakat beni gören sürücü aracını durdurdu. Türkiye'den alışık olmadığım için doğal olarak adım atmadım. Aracın sürücüsü benim geçmemi, ben de aracın geçmesini beklerken araç stop etti. Sürücü söylene söylene aracını çalıştırdı ve gaza basıp sinirli bir şekilde yoluna devam etti. Demiştir belki de 'Nereden geldi bu cahil?' diye kendi kendine ama ne cahilliği? Benimki cahillik değil can güvenliği. Yoksa yeri geliyordu Bankalar'ın oradaki ışıklarda yayalara yeşil yansa bile; ben yine de sağıma soluma bakıyordum. Yalan yok, burası Türkiye. Biz böyle yetiştik. Otobüs durağına çıkan kamyonlar gördük. Atar mıyım o adamı?  Atmam tabi ki de. Şimdi aklıma geldikçe gülerim bu olaya. İlk defa yurt dışı deneyimimdi Pazarcık şehri. Yıllar yıllar önce; şimdi alıştım tabii araç varmış yokmuş önemli değil. Çizgi gördüğüm vakit atıyorum kendimi yola ve geçiyorum. Geçiyorum geçmesine de bir alışkanlık var bırakamıyorum gitti. Bilmiyorum size de oluyor mu ama ben çok kişide gözlemliyorum. Yaya geçidinden koştura koştura geçiyoruz birçoğumuz. Aslında araçların beklemesi zorunlu yani bizim hoşumuza gitsin diye durmuyorlar. Bazen elle işaret edip, teşekkür bile ediyoruz sanki. Hani bize yol verdiği için kibarlık meselesi gibi mi geliyor acaba? Sonuçta bizler motorlu taşıt değiliz, iki ayaklı yürüyen varlıklarız. Neden koşalım ki? Neden koşuyoruz? Yani bunu yapmak zorunda mıyız? Kesinlikle hayır ama psikolojimizde bu var işte. Aracı olanın sanki önceliği var trafikte. Bisiklet araç değil mi? Ona niye kimse öncelik vermiyor ya da yaya neden kendinin koşması gerektiğini hissediyor? Neden el sallayarak teşekkür ediyor? Bir korkunun bilinçaltında kalması olabilir mi? Bence; kesinlikle bunun etkisi var. Ben, şahsen çok sık yapıyorum ama istem dışı olarak. Bir düşünün bakalım siz de yapıyor musunuz ya da etrafınızda yapanlar var mı? Şimdi diyebilirsiniz 'Yahu Cüneyt amma taktın bu psikolojiye, geçen hafta da buna benzer şeyler anlattın.' Anlattım, doğru ama irdelemek lazım biraz bazı konuları. Trafik eğitimi sadece çocukları üç - beş oyuncağı olan çocuk trafik parkına götürmekle olmaz ki. Trafik eğitimi detaylı olarak tüm okul yaşamı boyunca, pratiği yapılarak verilir. Her yıl yüzbinlerce insanımız ölüyor ya da sakat kalıyor. Virüs onun yanında devede kulak misali. Ülkemizde bir işleyiş var yıllardır kendi bildiğine gidiyor. 'Aynı tas aynı hamam' desem yeridir. Yaya geçidinin başına polis vererek olmaz bu işler ya da milyonlar harcayıp çocuk trafik parkı yaparak da olmaz. Eğitimle olur, disiplinle olur ve azimle olur. Bir ara ehliyeti satın alanlar vardı. Yıllar yıllar önce birebir şahit olduğum durumlar vardı. Şimdi onların ehliyeti hala var ve geçerli. Yapın yeni bir sınav bakalım kaç tanesi tekrar hak edip alacak? Belki hiçbiri...

 

Yazarın Diğer Yazıları