Bilindiği gibi buradan geçen bir sulama kanalı da var. Kanalın üst tarafı daha önce mera iken 90'lı yılların ikinci yarısında "vasfını kaybettiği" gerekçesiyle mera kaydı kaldırıldı. Bunun ardından gelen talepleri anımsayanlar var mı bilmiyorum, ancak yerelde ve Ankara'da birçok "etkili kişi " Edirne'ye "yakışacağını" ileri sürdükleri projelerle baskıya başladılar. O dönemde tüm mera alanının kent parkı ve ormanı yapılmasını öneren bir imar planı taslağı hazırlayarak yerin mülkiyetinin bu koşullarla belediyeye devredilmesi için girişimde bulunulmasını sağladım. Daha sonra yerin tahsisi Tarımsal Araştırma'ya devredildi ve tehlike bir süre uzaklaştı.
Bu süreçte Edirne Belediyesi bölgeye bir hipodrom yapmak için imar planı çalışması yaptı ancak Tarımsal Araştırma buranın mutlak tarım arazisi olduğunu ileri sürerek itirazda bulundu. Ve idare Mahkemesi de bu plan değişikliğini iptal etti. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra bu kez TOKİ ilk atağını yaptı. Şu anda 2. TOKİ konutlarının bulunduğu bölgenin imar planını hazırlayarak Edirne Belediyesi'ne onaya gönderdiler. Ancak net bir karşı duruş gösteren Belediye 1. TOKİ konularının bulunduğu alanı teklif etti. Bu durumda geri adım atan TOKİ önerilen yeri kabul etmek zorunda kaldı. Ancak bu aşamada, daha önce bölge tarım toprağı diyen Tarımsal Araştırma görüş değiştirdi ve 2. TOKİ alanının tarıma uygun olmadığını görüş olarak verdi.
Ve sonunda bir gün Belediye Başkanının direncini kırarak onunla bir protokol imzaladılar. O gün Belediye Meclisi toplantısı vardı ve Başkan Ankara'da olduğu için ben yönetiyordum. Başkan telefon ederek protokolü imzaladığını, imar planlarını hemen onaylamamızı istedi. Ben karşı olduğumu söyledim daha sonra Mecliste diğer konuları görüşüp karara bağladık. Ben de o günkü oturumu kapadım ve izin alarak Edirne'den ayrıldım. Bir gün sonra Belediye Başkanı Edirne'ye dönerek Meclis toplantısına devam etti ve 2. TOKİ imar planları onaylandı.
Bu sıçramanın bir virüs gibi tüm bölgeyi etkileyeceği zaten açıktı. Nitekim oldu da. Devasa bir şehir hastanesi, spor salonu ve bakalım daha neler gelecek?
Şimdi 50 metre genişliğinde bir yol yapılıyor. Şu anda şehrimizde en geniş cadde 25 metre, Olin kavşağından Kıyık'a giden yol 22 metre. Kimse süslü sözlerle örtmeye çalışmasın, bisiklet, yaya, ambulans falan işin yutturmacası. Bu bir otoyol, yarış pisti olacak. Ve öyle bir çekim gücü olacak ki, önüne çıkan engelleri birer birer paraçalayarak tüm alanı yutacak.
Bir de caddeye isim koyma sorunu var, bir ara Hürriyet Meydanının bir köşesine yalancıktan bir Unakıtan tabelası konmuştu, sonra ne oldu? Yaşayan insanların hele görevde olanların adını bir yere vermenin adı yağcılıktır, kimseye yarar getirmez.
Bir de para konusuna gelelim. Kim kimin parasını kime veriyor? Edirne'de vergi veriyoruz, askerlik yapıyoruz, devlet bizden topladığı paranın bir bölümünü bize vermek zorunda. Kim cebinden bir lira verirse onun adını yazalım ama devlete ödediklerimizden bize düşen hakkımızı bir lütuf gibi verilmesini kabul etmeyelim.
Aslında para denince hep aklıma şu vakıf geliyor. Hani Sayın Bakan ve Sayın Belediye Başkanının yöneticisi olduğu vakıf. Hani Kapıkule'den para akacaktı, biz bu nedenle TIR Parkını bağışlamıştık ya GTİ'ye. O işte gizli bişey mi var, neden kimse konuşmuyor? TBMM'de bile cevap gelmedi? Kandırıldık mı, dolandırıldık mı? Konuşun bir bilelim.
Trakya ve plan konusunu unutmadım, devam edeceğim, müelliflik için kimler talip oldu, nasıl başlandı nasıl sürdü gelecek haftalarda anlatacağım.