Cüneyt Özdemir

Nasıl bir bela atlattık, farkında mısınız?

Cüneyt Özdemir

Pazar günü ertesi günün gazetesini hazırlamaya çalışıyoruz.

Gazete bitmek üzere, son noktayı koyup baskıya göndereceğiz.

Bir Türk askerinin Yunan topraklarına geçtiği haberi düşüyor internete.

Dikkat ederseniz bir diyorum.

Çünkü ilk haberler öyleydi.

Zaten yanlışlıkla geçen bir asker.

Sonra askerler iki oldu ama ikincisi onu aramak üzere ve bile bile karşıya geçmiş anlaşılan.

Askerlerimizin önce biri, sonra onu aramaya gelen ikincisi de gözaltına alınmış.

Dedim ki; şimdi aldık başımıza belayı.

Birçok kişi farkında değil.

Yanlışlıkla veya bilerek sınırı geçmiş olan askerler yakalandıktan sonra Yunan tarafı ne diyebilirdi?

'Bunlar muhtemelen casusluk faaliyeti yapıyorlardı, biz de gözaltına aldık.'

Hatta Yunan mahkemesi tutuklayabilirdi de.

Neyse ki Yunan tarafı durumu fazla uzatmadan askerlerin yanlışlıkla Yunan topraklarına geçtiğine inanmış da serbest bıraktılar.

Yunan tarafının yaptığı kesinlikle büyük jest.

Yoksa askerler tutuklansa hadi yine iki ülke arasında kriz çıksın, uğraş dur.

Artık eskisi gibi Yunanistan'a gidemiyor kimse.

Gidenler halleri vakitleri daha bir yerinde olanlar.

Ama bu kez onlar da gidemezdi.

Çünkü bunun boykotu, protestosu var.

Derken Yunan turistler de 'Ne olur ne olmaz, başımıza bir şey gelir mi?' diye Türkiye'ye, Edirne'ye gelmeyi keser.

Askerlerin aileleri, varsa çoluk çocukları perişan olacaktı.

Öyle bir büyük bir belayı kazasız belasız atlattık ki sormayın!

***

Şarbon zaman zaman bu bölgede gündeme geliyor.

Daha önceleri de gündeme gelmişti.

Örneğin 90'lı yılların ortalarında şarbon hastalığı bu kez Kırklareli'nin Kofçaz ilçesine bağlı Devletliağaç köyünde baş gösterdi. (Köyün adı aklımda 'Deveçatağı' olarak kalmış. Allahtan Google var.)

Köyün karantina alındığı ve o hastalıktan bir köylünün öldüğü haberi gelince fırlayıp gittim.

O zaman Akşam Gazetesi'nde çalışıyorum.

Bastım gittim, köyün girişine bir metrelik bir kazık çakılmış, kazığa iliştirilmiş bir tahta parçasına 'Bu köyde karantina var' yazılmış, o kadar.

Yaşım genç, gazetecilik heyecanı dorukta, köye girdim ama ne bir önlem ne bir koruyucu maske veya eldiven.

Ölen kişinin yakınları ve hayvanları itlaf edilen köylülerle konuştuk.

Bu hastalıktan biri ölmüşken, o kadar hayvan itlaf edilmişken durumu, ben dahil kimse ciddiye almıyordu.

Bu olayın üzerinden neredeyse çeyrek asır geçmiş ve şarbon yine gündemde.

Bugün ciddiye alıyor muyuz?

Tabii ki hayır!

Neden?

Tabii ki; biz Türk'üz, bize bir şey olmaz (!)

***

Döviz krizinden sonra cepteki para yarıya indi.

Yani krizden önce cebindeki 100 lirayla alabildiğin şeylerin şimdi yarısını alabiliyorsun.

100 lira yine 100 lira.

Buna karşılık komşumuz Bulgaristan'ın parası iki katına çıktı.

Ekonomiden anlamam ama Levanın reel olarak bu kadar değer kazandığını sanmıyorum.

Adamlar paralarını Avroya endekslemişler.

Avro değer kazandıkça Leva da değerleniyor, çözüm çok basit.

Şimdi özellikle belli günlerde Edirne'nin merkezi cadde ve meydanlarında neredeyse her iki kişiden birisi Bulgar.

Bir arkadaşım anlattı, size de aktarayım.

Diyor ki arkadaşım; 'Bulgarlar eskiden yiyeceklerini ya yanlarında getirirdi ya da tavuk döner yerdi. Şimdi paraları değerlenince köfteye ciğere terfi ettiler. Şimdi galiba tavuk döner yeme sırası bizde galiba.'

Güleyim mi, ağlayayım mı, karar veremedim'¦

Yazarın Diğer Yazıları