Köşe yazısı
Cüneyt Özdemir
İşlediği belirli konulara göre; ekonomi, magazin, spor'¦
Hitap ettiği kitle ve dağıtım yerlerine göre; yerel, bölge, ulusal, uluslar
arası.
Elinizde tuttuğunuz veya ekrandan okuduğunuz bu gazete de hem hitap ettiği
kitle hem de dağıtım yerine göre yerel bir gazete.
Bir okurun yerel bir gazeteden beklentisi ne olabilir?
Yaşadığı kentte 'haber değeri taşıyan' her türlü olayın bu gazetede yer
almasını bekleyebilir.
Bazı okurlar bu olaylara ilişkin görüş ve yorumları da gazete bulmak
isteyebilir.
Bu nedenle de gazetelerde her gün ya da haftanın belirli günlerinde yazan
yazarlar vardır.
'Köşe yazarı.'
Resmi ilan alan ve bu sebeple Basın İlan Kurumu'nun (BİK) denetimine tabi
gazetelerde kadroda haftada en az bir kez yazacak şekilde bir yazar bulundurmak
da zorunludur.
Maksat?
Maksat yeşillik olsun diye değil tabi belki de özellikle yerel gazetelerde
içerik gazeteye benzemese de bari görüntüsü benzesin demiş olabilirler.
Maksat her neyse, her yerel gazetede iyi kötü en azından bir yazar var.
Resmi ilan almayan gazetelerde de var.
Olsun zaten.
Çünkü sürekli sadece bilgi içeren haberleri okumak emin olun bir okuyucu olarak
bana da sıkıcı gelirdi.
Aynı ya da karşıt görüşlere sahip insanları okumak, farklı bakış açılarını
görmek ve gözlemleyebilmek için güzel bir fırsat.
Genel olarak köşe yazacağınız zaman size konulan herhangi bir sınırlama yok.
İstediğiniz konudan bahsedebilirsiniz.
Gazetede köşe yazmak için gazeteci olmanıza da gerek yok. Herhangi bir mesleğe
mensup biri köşe yazabilir.
Ve teknik olarak -bunu gazetelerin künyelerinde görürsünüz- 'Köşe yazılarının
tüm sorumluluğu yazarlara aittir.'
Yani benim burada yazdıklarım size GÜNDEM Gazetesi aracılığıyla geliyor ancak
burada yazdığım her şeyden yasal olarak ben sorumluyum.
'Etik' olarak da.
Uzun bir giriş oldu, biliyorum.
Konuyu nereye bağlayacaksın derseniz de geçtiğimiz günlerde yine yerel bir
gazetede (Edirne'de değil Kırklareli '“ Lüleburgaz'da) yayımlanan bir köşe
yazısı (!) Twitter'da önüme düştü.
'Öğrenilen geçmiş zaman' eklerinden adını alan bir köşe.
İçeriğinde de ilçede bir bankada görev yapan bir kadının hızlı (yazıyı yazanın
ifadesi) yaşamından bahsediliyor.
Kadının adı yazıda geçmiyor ancak özel hayatı argo ifadeler de kullanılarak bir
güzel ifşa edilmiş.
İfşa edilmiş diyorum çünkü küçük bir ilçede kim nerede çalışıyor kolaylıkla
bulunabilir.
Etrafını bilen iki kişiye sorsanız yazıda geçen kişiyi rahatlıkla bulursunuz.
Köşe yazarı köşesinde kendi ismini de kullanmamış.
Dolayısıyla yazıyı yazan kim biz buradan okuyunca bilemiyoruz.
Kadın mı erkek mi onu da bilemiyoruz.
Yazıyı okuyunca hissettiğiniz tek şey '“en hafif tabirle- rahatsızlık.
Yukarıda dedim ya gazetede köşe yazmak için gazeteci olmanıza gerek yok. (Çünkü
ister istemez bir 'gazeteci' uygulamasa da meslek etiğine tabidir.)
İki kelimeyi bir araya getirip, az biraz imla falan biliyorsanız yazarsınız
işte.
İster köşenizden adınızı da saklayıp insanların hayatlarını dedikodu malzemesi
yaparsınız, isterseniz tehdit edersiniz, isterseniz gözdağı verirsiniz.
Öyle zannediyor olabilirsiniz ama kazın ayağı öyle değil.
İnsanların özel hayatları 'köşe yazısı' ya da 'görüş' adı altında bir gazeteye
malzeme edilemez.
Dedik ya 'Köşe yazılarının sorumluluğu yazara aittir.'
Yasal sorumluluk kısmı yazıda bahsedilen kişiyle alakalı olsa da biz de işin
'etik' sorumluluğu açısından buradayız.
Siz her ne kadar o sorumluluktan kaçmaya çalışsanız, adını saklasanız da'¦