Korona virüse karşı bir öneri
Cüneyt Özdemir
İran'a geldi, orada can almaya başladı, İran da uzaktı.
İtalya'yı kasıp kavurmaya başladı.
Onun bahaneleri de hazırdı; orada çalışan çok Çinli vardı ayrıca
İtalya bize uzaktı da.
Sonra komşumuz Bulgaristan ve Yunanistan'a geldi.
Oysa bizi 'es' geçip oralarda ortaya çıkması pek mantıklı
değildi.
Sonra bizim Sağlık Bakanımız gece yarısından sonraki bir
saatte bizde de bir Korona virüs vakası tespit edildiğini açıkladı.
Bana göre bir tane değil, ilk tespit edilen demek gerekirdi.
Bir kısmımız panikledi, marketleri yağmaladı, kolonya satan
dükkanlarda kuyruklar oluştu.
Bir kısmımız ise kılını kıpırdatmadı.
Sonra yavaş yavaş tedbirler gelmeye başladı.
Okullar tatil edildi, 60 yaş üzerindeki kamu çalışanları,
hamileler, çocuk emrine kadınlar, engelliler izinli sayıldı.
Ardından diskolar, pavyonlar, barlar ve benzeri kapatıldı.
Tam şu satıra geldim ve 'diğer umuma açık yerler neden
kapatılmıyor, insanlar korona virüsü sadece disko, bar ve pavyon gibi yerden mi
kapabilir' diyeceğim ki, muhabir arkadaşımız Uğur (Akagündüz) pürtelaş odama
geldi.
'Abi duydun mu? İçişleri Bakanlığı, umuma açık yerlerin
neredeyse hepsini kapatmış' dedi.
Aslında ben böyle bir şey bekliyordum.
Geç kalmış bir karardı.
Hatta camilerde toplu ibadeti kaldırılması gerektiğini
düşünüyordum.
Gün içerisinde o da geldi.
Kardeşim, namaz kılacaksan hiçbir engel yok, evinde,
işyerinde kılarsın.
Toplu namaz kılmak şart mı?
***
Babam 87 yaşında ve 23 Mart'ta Sultan 1. Murat Hastanesi'nde
iki doktor randevusu var.
Bu randevuları iptal etme kararı aldım ama yine de kararı
uygulamadan önce bir doktor arkadaşıma danışma ihtiyacı hissettim.
Doktor arkadaşım 'Acil bir şey değilse kesinlikle iptal et'
tavsiyesinde bulundu.
Laf lafı açtı, arkadaşım mealen dedi ki; 'Çin'i saymazsak en
çok etkilenen iki ülke var. İran ve İtalya. İran cami ve cemaat işlerinden
vazgeçemeyince virüs halk arasında çok yayıldı. İtalyanlar da işi ciddiye
almayıp sosyal yaşamlarından vazgeçmediler ve virüs kontrol edilemez bir hal
aldı.'
Arkadaşıma hak verdim.
Türkiye'nin dün aldığı tedbirleri yerinde buldum.
Biraz geç kalmış olsak bile kararlar yerinde.
Hatta yetmez, belki de sokağa çıkma yasağı bile ilan edilse
yeridir.
Dünyada bu virüsten insanlar patır patır ölürken durumun
ciddiyetini kavrayamayanlar var.
Düşünebiliyor musunuz?
Siz bu virüsü kaptınız ama riskli yaş grubunda değilsiniz ve
de bağışıklık sisteminiz kuvvetli.
Ölmeyeceksiniz, virüsü kapan herkes ölmüyor elbette.
Ama gittiniz, yaşlı ananız, babanız, dedeniz, nineniz sizden
virüsü kaptı.
Geriye dönüşü, kurtuluşu yok gibi.
Onun için herkes iyi düşünsün ve tedbirleri harfiyen
uygulasın.
Başka şansımız yok çünkü.
***
Bu süre içinde (çok önemli bir aksaklık olmadıkça ve
gerekmedikçe) eleştiri yerine virüsle mücadeleyi sürdüren kurumlara destek
olmalıyız.
Bu virüs en çok toplu ulaşım araçlarında, eğlence mekânlarında,
ibadet yerlerinde ve sağlık kuruluşlarında insandan insana bulaşıyor.
Ben bugün buradan bir şey önermek istiyorum.
Sayın Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan aynı zamanda
Edirne Toplu Ulaşım Sistemi'nin (ETUS) başkanıdır.
Bu salgın kontrol altına alınana kadar ETUS ve diğer toplu
ulaşım araçları ayakta yolcu almasın.
Mesela ETUS, ayakta 33 yolcu taşıma hakkı olduğunu ileri
sürüyor.
Bana göre böyle bir şey yok ama böyle bir hakları olduğunu
kabul etsek bile böyle bir balık istifi taşıma virüsün yayılması için
oluşturulmuş en olumlu zemindir.
Toplu ulaşımda trilyonlarla oynanıyor ama insan hayatıyla
oynanmasın.
Birkaç kuruş eksik kazanın, ayakta yolcu almayın!