Cüneyt Özdemir

Kent Konseyi üzerine

Cüneyt Özdemir

Eleştirilemeyecek kişi veya kurumlar var oldukça sağlıklı bir demokrasinin gerçekleşmeyeceğini anlamamız gerekiyor.

Öncelikle toplumumuzda eksik olan tartışma adabı ve uzlaşma geleneğinin olmaması bu sorunların kaynağı. Özlü bilgiden çok, yüzeysel değer yargıları, şartlanmalar, varsayımlar üzerinden yürüyen bir kargaşa ortamı tartışma diye sunuluyor. Çoğunluğun karşısındakini dinlemek, anlamak, değerlendirme yapmak gibi bir niyeti yok. Her ne şekilde olursa olsun kafasındaki düşünceyi karşısındakilere dayatma ve onu kabul ettirme dışında bir çözüme inananımız az.
Özellikle birey olamayanlar, küçük topluluklar içinde aynı inancı paylaşarak şartlananlar ile sorun daha da zorlaşıyor. Tek bir kişinin bir başkasının tezini benimsemesi dünyanın sonu değil. Ancak birbirine karşı sorumluluk duygusu besleyen, birbirini denetleyen, söz verilmiş yan yana duruşları yaşayanlar kişi ve gruplarda sorun daha büyük. Başkalarının tezleri kendi dar çevrelerinin düşüncesinden farklı ise onu reddetmek en kolayı. Aynı mahallenin çocuklarının diğer mahalle çocuklarına karşı gösterdikleri dayanışma benzeri bir tavır bu. Doğru - yanlış, haklı - haksız olması önemli değil, önemli olan sürüden ayrılmamak.

Uzlaşma geleneği nasıl oluşabilir? Siz saygı kavramını en başa koyun bakın, arkasından çorap söküğü gibi gelir çözümler. Kendimize saygı, karşımızdakilere saygı, kurumlara saygı, insana, doğaya saygı vs'¦ Saygının yanı sıra iyi tanımlanmış kurallar ve o kurallara uyan bireyler gerekir doğruya varabilmek için. Saygı ile başlayan iyi tanımlanmış kurallara uyularak geliştirilen düşünce doğruya daha kolay yaklaşır.
Toplumlarda örgütlü kesimlerin sözcülüğünü onların yöneticileri yapar. Sendika, dernek vakıf gibi sivil toplum örgütleri, meslek odaları, barolar gibi kamu meslek örgütlerinin başında bulunanlardan beklenen üyelerinin görüşlerini farklı platformlarda dile getirmesi yönündedir. Bizim geleneğimiz ne yazık ki bu yönde oluşmamıştır. Bu kuruluşların başkanları çoğu zaman, bırakın üyeleri, yönetim kurulunun bile görüşünü almadan kendi görüşlerini dile getirirler. Kendi görüşlerine değer verilmeyen üyeler de zaman içinde yönetimden uzaklaşır ve katılım dibe vurur. Yani sorun öncelikle örgütlerin kendi içindeki katılım eksikliğinden başlar. Ve yöneticiler de sadece sonucun altını çizerek: 'Görüyorsunuz üyeler ne kadar ilgisiz?' diye dert yanarlar.

Kent konseyleri bu örgütlerin yöneticilerinin, muhtarların ve toplumun dinamik unsurlarının at oynatması için oluşturulmuş olamaz. Eksik olan katılımı artırmak için ortaya çıkan bir modelin örgütsüz çoğunluğun sesi olamaması halinde varlık nedeni ortadan kalkar. Örgütlü olanlar zaten seslerini duyurabiliyorsa, konseyler örgütsüz halkın düşünce ve beklentilerini yönetenlere aktarma görevini üstlenmelidirler. Yoksa kenti yönetenlerin alacağı kararlar ve uygulamaları ile ilgili tartışma açmak sadece şekilsel bir iştir. Asıl görev evinde oturan, mahallesinde sessiz duran halkı karar verme sürecine katabilecek yöntemler geliştirmektir.
Ancak görünen o ki, yıllar geçmesine karşın kent konseylerinin büyük bölümü kabuğunu kıramamış, dar bir kesimin yöneticiler ile fikir alışverişi yaptığı gruplar olarak kalmıştır.

Edirne'de Kent Konseyi'nin kuruluş toplantısını yaşayanlar daha ilk adımda yeterince kucaklayıcı olmak yerine denetim altında tutulabilecek bir oluşum istendiğini anımsayacaklardır. O gün bir belediye meclis üyesi olarak katılıp, terk etmek zorunda kaldığım toplantıdan bugüne iyi niyetle de olsa, çok çaba da gösterilse sessiz halkın sesi olma noktasına gelememiş bir yapı var elimizde ne yazık ki. Dilerim bunca yaşanandan sonra daha kucaklayıcı, halkın sesini yansıtacak bir kent konseyi olsun yaşamımızda.

Yazarın Diğer Yazıları