Cüneyt Özdemir

Karaağaç

Cüneyt Özdemir

Bence yok.
Olamaz, olmamalı.
Güzel Edirne'mizin sadece bir yeri sevilecek olsa ben oyumu istisnasız Karaağaç'tan yana kullanırdım.
Karaağaç'ın gönlümdeki yeri ayrı.
Annem orada doğmuş, büyümüş.
Anneannem hala orada yaşıyor.
Benim de küçüklüğüm özellikle yazları orada geçti.
Belki hatırlarsınız bir bayram yazısında size oradaki bahçeli evden bahsetmiştim.
Küçükken kuzenimle hep bahçede oynardık yazları.
Sonra biraz büyüyüp bisiklete binmeyi öğrendiğimizde bu sefer korunaklı dünyamız olan bahçeden çıkıp dış dünya ile tanıştık.
Zannedildiği gibi bir kaosun içine düşmedik tabi ki de.
Çünkü Karaağaç'taydık.
Sayfiye yeri gibi bir yerdi Karaağaç, biz onları tanımasak bile insanlar bizi tanıyordu.

Kimin kızı ya da kimin torunu olduğumuzu biliyorlardı.
Başımıza bir iş gelmeyeceğini bilmenin rahatlığıyla bisikletle bütün sokakları anneannemin evinde taa merkeze kadar (!)  
Çocuk gözüyle dünyanın bir ucu gibi geliyordu bize.
Daha o zamanlar Karaağaç'ın Edirne'nin diğer yerlerinden çok daha farklı olduğunu çocuk gözüyle fark etmiştik.
Sokaklar çok düzgündü ve genişti.

Merkezdeki eski binalar bizim evlere hiç benzemiyordu.
Burası diğer yerlerden çok değişikti.
Çocuk aklımızla neden olduğunu bulamamıştık ama yine de o sokaklarda kaybolmak, bazıları yıkılmaya yüz tutmuş o tarihi evlere hayranlıkla bakmak, Lozan Anıtı'nın bahçesinde gezinmek bizi fazlasıyla heyecanlandırıyordu.
Sonra büyüdük, her büyüyen çocuk gibi ilk önce çocukken sevdiğimiz yerlerden vazgeçtik.
Artık yazları anneannede kalmayacak kadar büyümüştük, şehir merkezinde okulumuz ve arkadaşlarımız vardı.
Bahçe de zaten bizim düşündüğümüz kadar büyük değildi ve Karaağaç artık sadece 'Hı hı evet  güzel bir yer'den ibaretti bizim için.
Bu zamanların da üzerinden yıllar geçince Karaağaç'ın eskiden (çok çok eskiden) 'küçük Paris' diye adlandırıldığını, Avrupa'nın çeşitli yerlerinden sakinlerinin olduğu bir 'sayfiye' yeri olduğunu öğrenmiştim.
Bu bilgiyle birlikte küçükken fark ettiğimiz farklılıklarla ilgili taşlar yerine oturmuştu bir parça.
Edirne'nin Karaağaç Mahallesi'nde zamanında bir İtalyan Kilisesi olduğunu da ilk kez Karaağaç'ta doğmuş büyümüş ve hayatını orada geçirmiş anneannemden duymuştum.
Ve çok şaşırmıştım.
Öyle ya kuzenim ve ben Karaağaç sokaklarını bisikletle az gezmemiştik ve kilise varsa biz nasıl görmemiştik?!
Anneannem hastalığının (Alzheimer) ilerlemesiyle birlikte eskiye dair daha fazla anısını anlatır oldu.
Pazarkule yolundaki kilise de bu anıların içinde sıklıkla tekrarlanıyor.
Arkadaşıyla birlikte kiliseye gittiklerini, arkadaşının kilisenin çanına tırmandığını, kendisininse çıkmaktan korkup aşağıda kaldığını anlatıyor, bazen de İtalyan bakkalı.
Bense artık 30 yaşıma gelmeme rağmen hala şaşırıyorum bu hikayelere.
Öyle ya Edirne'de bir dönem Yahudilerin, Rumların ve Ermenilerin olmasını mantığım kabul ediyor da İtalyan mı?
Bir dakika İtalyan ne arıyor Karaağaç'ta?
Bu sorunun cevabını Rum, Ermeni ve İtalyan kökenleri olan ailesinin hikayesini online 2Mi3Museum'un kurucusu Dimitri Daravanoğlu veriyor.
İsterseniz hep birlikte haftaya onunla paylaşımlarıyla birlikte Karaağaç'ta yaşayan İtalyan Sanzoni ailesinin hikayesine göz atabiliriz.
Ne dersiniz, sevgili okur?
Bu tarihe not düşmeyi bana lütfeder misiniz?

 

Yazarın Diğer Yazıları