İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı'mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi-8
Cüneyt Özdemir
Bu cennet vatanın uğruna kim feda olmaz ki?
Toprağı(nı) sıksan, şehitler fışkıracak şehitler! Huda/Allah, canımı,
sevgilimi, bütün varımı alsın da tek/yeter ki beni dünyada vatanımdan ayırmasın.
Şair, milletin bireylerine sesleniyor.
Vatanın, birey, aile ve millet için taşıdığı
önemi anlatıyor. Okuyucuyu/dinleyiciyi bu önem üzerinde düşündürmek için onu
bir soru cümlesiyle dikkatlere sunuyor. Vatanı yine cennete benzetiyor. Cennet
kadar güzel olduğu için onun uğrunda, mecaz anlamıyla onun yolunda, herkesin
feda olabileceğini soru cümlesiyle ortaya koyuyor. Feda olmak/etmek, bir
kimsenin bir amaç uğruna sahip olduğu bir değerini veya varlığını, ondan daha
kıymetli başka bir şey işin karşılık beklemeden vermesi, ondan kendi iradesiyle
vazgeçmesidir. Bir insanın sahip olduğu en değerli varlığı canıdır. Cennet
kadar güzel olan vatanı için onu korumak maksadıyla gerektiğinde her Türk
canını verebilir. Böyle bir davranış, ona karşı bağlılığı ve sevgiyi gösterir.
Vatan, coğrafya üzerinde sınırları belirlenmiş
bir toprak parçasıdır. Onun cennete benzeyecek kadar güzel olmasının yanında, o
toprak parçası üzerinde yaşayan insanlar orada ev, mahalle, mabet ve okul gibi
yapılar yaparak o toprak parçasına duygu, düşünce, inanç ve kültürlerini
yansıtacak bir görünüm kazandırır ve orada sevdikleriyle ömür boyu yaşayarak
bir medeniyet oluştururlar. Kısacası vatan, sevdiklerimizle hayatımızın bir
şekil, bir anlam kazandığı mekândır.
Can, canan ve sahip olduğumuz diğer varlıklardan daha kıymetli olmasının
bir sebebi de budur. Vatan varsa bu güzellikler yaşanabilir. Vatanın elden
çıkma tehlikesi karşısında bütün bunlar, vatandan daha değerli duruma gelebilir
ve feda edilebilir, edilmelidir.
Metinde bundan sonra gelen dize, böyle
davranışların bir söylemden ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Yakın
tarihimizde, Balkan Savaşı'nda 632 408, ( Duman, s. 47), Birinci Dünya
Savaşı'nda 4 milyon, ( Danişmend, s. 453) ve o sırada devam etmekte olan Millî
Mücadele'de o kadar çok şehit verilmiştir ki, vatanın herhangi bir bölgesinden
bir avuç toprak alıp sıksan şehitler fışkıracaktır. Şair burada kan yerine,
şehitler kelimesini kullanarak güzel bir ad aktarması (kapalı istiare) örneği
vermiştir. Yine şehitlerin fışkırması ifadesiyle, onların çokluğunu abartmalı
anlatım yoluyla gözlerimizin önünde canlandırarak ortaya koymuştur.
İnsanın sahip olduğu ev, araba ve
dükkân'¦ gibi varlıklar arasında en değerli olanı, kendi emeğiyle kazandığıdır.
Milletler için de kendi ordusuyla şehitler vererek fethettiği ve vatan haline
getirdiği topraklar en kıymetli varlığıdır. Tarihin akışı boyunca vatan haline
gelen o topraklar artık o millet için en değerli varlıklardır. Bu özelliğiyle
vatan, bireylerin mülkiyetini aşarak milletin malı olur ve bütün bir milletçe
sahiplenilir, geliştirilir, güzelleştirilir ve giderek cennete çevrilir.
Bireylerin, ailelerin hatıraları, aşkları, mutlulukları, mutsuzlukları orada
yaşanır. Hayatlarını tamamlayıp bu dünyadan ayrılmış yakınlarımız, saygı
duyduğumuz büyüklerimiz ve diğer sevdiklerimizin mezarları da oradadır'¦ Geçmiş ile gelecek ve şimdiki zamanda
yaşayanlar 'vatan'da birleşerek bir bütün halinde yaşamalarına devam
ederler.
Mehmet Akif'in İstiklal Marşı'nı
Ankara'da Tacettin Dergâhı'nda yazdığını biliyoruz. Mithat Cemal Kuntay,
dergâhı şöyle anlatır:
'Köşede paslı küçük semaver, yerde pösteki, yazın geldiğini
ispat etmek için tekkenin yanındaki mezarlıkta bir miktar yeşillik.
Fakat Akif tekkenin penceresinden bu yeşilliğe bakarak:
Kim
bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda,
derken toprağın altını düşünüyordu:
Şüheda
fışkıracak toprağı sıksan şüheda!
Hamdullah Suphi Büyük Millet Meclisi'nde İstiklal Marşı'nın
bu iki mısraını okurken Nafia Vekili Fazıl Paşa hazırlanıyordu; şiir bitince
tekrar okunmasını haykırarak rica ediyor ve üç kere haykırıyor, mebuslar,
marşı, ayakta dört defa dinliyorlardı'[1]. Bu dizede bir kapalı
istiare vardır. Toprağa düşen şehitler o kadar çoktur ki, toprağı sıksan
şehitlerin kanı, su gibi fışkıracaktır. Açıktır ki bu yolla şehitlerin çokluğu,
daha açık ve görünür hale getirilmiştir.
Dörtlüğün son iki mısraı bir duadır. Bu
dua, ahiretle ilgili olmaktan çok, dünyayla ilgilidir. Şair, Allah'tan
gerekirse canını, sevgilisini ve bütün varlığını almasını, kendisini dünyada
sadece vatanından ayırmamasını istiyor. Ona göre, yaşamanın, sevgilinin ve
sahip olunan bütün maddi varlıkların ve güzelliklerin zevki, insan, hür bir
vatanda yaşarsa çıkar. Bir insan, sevgilisi ve vatanı düşman eline esir
düşerse, orada yaşamanın hiçbir zevkini ve güzelliğini duyamaz. Mehmet Akif
bunu bildiği için, vatanını, sevgilisinden, çocuğundan ve işinden daha çok
sevmiş ve onu sahiplenmiştir. Bu dörtlük, bu düşünceyi, yeni nesillere sürekli
olarak hatırlatmaktadır.
Birinci Safahat'ta Mehmet
Akif'in 'Selma' adlı bir şiiri vardır. Bu şiir dört yaşında ölen kız kardeşinin
ölümü üzerine yazılmış bir mersiyedir. Balkan Savaşı'nın felâketli günlerinde,
bir arkadaşı yanına gelip:
'- Ne içli bir şiirdir o, tekrar tekrar okur, hâlâ zevk
alırım' demiştir.
Akif, bunu duyunca daima parlak
gözlerine bir düşünce bulutu inmiş ve şu cevabı vermiştir:
'- Şimdi hısım, akraba, çoluk çocukla meşgul olmaya
gönlümüzün tahammülü yok, vatan yanıyor!'
İslam inancına göre insana canını veren Allah'tır. Süresi
dolunca, insan ömrünü tamamlayınca, Allah, verdiği canı geri alır. İnsan,
'kader' deyip, acı da olsa, sonunda buna katlanır; çünkü ölüme engel olacak bir
güç yoktur; fakat vatanın elden çıkması, bazı insanların eğitimde gaflet
göstermeleri, teknolojiyi elde etmede ihmalkârlık içinde bulunmaları ve değerlerimize
hıyanet etmeleri gibi sebepler yüzünden olabilir ki buna katlanmak mümkün
değildir.
Mehmet Akif, vatan ile cennet
arasındaki münasebetten İstiklal Marşı'mızın yanında, özel sohbetlerinde de
bahsetmiştir. Hayatının son günlerinde kendisini ziyarete gelen konuklarına
sohbet sırasında:
- 'Şu, demişti, cennet gibi yurtta yaşayan insanın canını
almaya Azrail bile kıyamaz!'[2], cümlesini
de kullanmıştır.
Dörtlüğün son iki dizesi, bir bakıma
bir dua, bir dilektir. Bu dua, bir hatasının, bir günahının bağışlanmasını
isteme duası, daha doğrusu ahiretle ilgili bir dua değildir. Tam aksine hem
dünya hayatını, hem ahiret hayatını kazanabileceği, üzerinde hür ve bağısız
olarak inandığı gibi yaşayabileceği vatanından ayrılmamayı istemek duasıdır.