Cüneyt Özdemir

İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı'mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi - 6

Cüneyt Özdemir

Arkadaş! Alçakları yurduma sakın uğratma! Gövdeni siper et, bu hayâsızca akın dursun. Hakk'ın/Allah'ın sana vaat ettiği günler doğacaktır. Kim bilir (o günler) belki yarın, belki yarından da yakın(dır).

 

Şair Millî Mücadele'ye katılan bir askerin diliyle gençlere, milletin bütün bireylerine tek tek sesleniyor.

Dörtlük, bir nida/ünleme sanatıyla başlıyor. Ünleme sanatına okuyucu veya dinleyicinin dikkatini bundan sonra söylenecek düşüncelere çekmek için başvurulur. Şairin, okuyucu veya dinleyicilerin dikkatlerini çekmek istediği düşünce, alçakların yurdumuza/vatanımıza asla uğratılmamasıdır. 'Alçak', yerden uzaklığı az olan, aşağı olan, yüksek olmayan yer, kısa boy anlamlarına gelir. Bu sözlük anlamlarının yanında, mecaz anlamıyla, 'bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, rezil, hain' ve düşman anlamlarına da gelir. Alçak kelimesi burada mecaz anlamıyla kullanılmıştır.

İstiklal Marşı'mızın Sebilürreşat dergisinin 17 Şubat 1921 tarihli ilk neşrinde bu dörtlüğün birinci mısraındaki 'uğratma' kelimesinin yerinde, 'bastırma' kelimesi yazılıdır. Belli ki Akif, bu kelimeyi daha sonra değiştirmiş ve bu mısra Meclis'te yeni şekliyle okunup kabul edilmiştir.  

 'Uğratma' kelimesinin anlamı da dikkat çekicidir. Uğramak kelimesinin ilk anlamı, yola devam etmek üzere, bir yerde kısa süreliğine kalmak, eğlenmektir. Şair, alçakların, yurdumuza ayak basıp çiğnemeleri, onu temelli ele geçirmeleri şöyle dursun, vatanımıza geçici olarak, kısa bir süreliğine işgal etmek maksadıyla uğramalarına bile izin verilmemesini istiyor. 'Sakın' ünlemiyle de bu isteğini pekiştiriyor. Uyanık, hazırlıklı ve tedbirli olmanıza rağmen düşman, vatanınıza uğramaya, daha da ileri giderek akın etmeye kalkarsa, o hayâsızca akını durdurmak için bu sefer gövdenizi siper etmelisiniz! Akının hayâsızca olması, akın eden düşmanların top, tüfek ve çeşitli öldürücü aletler kullanmaları yüzündendir.

Siper, korunmak maksadıyla arkasına, altına veya içine girerek saklanılacak yerdir. Savaş cephelerinde siperler, taş, toprak, kum ve beton gibi katı, kurşungeçirmez maddelerle yapılır. Burada ise şair, insan gövdeleriyle siper yapılmasını istiyor. Bunun sebebi, düşmanın akın etmesidir. Akın, aniden, birdenbire yapılan toplu baskındır. Baskınların amacı, hedef topraklarda yaşayan insanları, rahatsız etmek, korkutmak yollarıyla yıldırarak o toprakları ele geçirmek ve o topraklardaki zenginlikleri yağmalamaktır.

Düşman ordusunca vatanımıza yapılan o ani toplu baskınlar karşısında az yukarıda söylediğimiz maddelerle siper yapmak zaman alır. Hâlbuki bu ani baskınları bile önlemek gerekir. O takdirde en uygun çare, insan gövdelerinden alelacele siperler yapmaktır. Siper yapmanın amacı, akınları durdurmaktır. Karşı taarruza geçmek, başka bir milletin toprağını ele geçirmek değildir.

'Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın'

mısraı, Millî Mücadele'nin özelliğini şiir diliyle özetleyen bir dizedir. Burada şehit olmuş veya olacak askerlerin gövdeleri, sipere benzetilmiştir.

Vatanlarını korumak maksadıyla ellerinden geleni esirgemeyen, insan gövdelerinden siperler yaparak savaşanlara, Allah'ın vaat ettiği zafer günleri doğacaktır, zafer gelecektir, üstelik onun gelmesi çok yakındır. Yarın, içinde bulunduğumuz günden sonra gelecek ilk gün demektir. Buna göre zafer, içinde bulunduğumuz güne bitişik bir zaman dilimindedir.

Allah Müslümanlara maddi ve manevi özveriyle yaptıkları işlerde zafer vaad etmiştir.

Şair, 'Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın' mısraında, telmih sanatı yoluyla Kurân-ı Kerîm'de, 'Allah, verdiği sözden caymaz' anlamına gelen ayete işaret etmiş ve ona gönderme yapmıştır. (Rum suresi, ayet: 6). Bu yolla zaferi kazanacağımıza dair umudu, din kitabımıza dayandırarak o umudu kuvvetlendirmiştir.

Yine burada Mehter Marşlarımızdan biri olan 'Gafil Ne Bilir' marşına da bir telmih vardır:

('¦)

Allah yolunda cenk edelim şân alalım şân

Kur'an'da zafer vaad ediyor Hazret-i Yezdân

 

Millî Mücadele'nin büyük bir maddi ve manevi özveriyle yapıldığını gören Mehmet Akif, zafer umudunu, daha doğrusu imanını, Kur'an-ı Kerîm ile kültürümüzün bir unsuru olan mehter marşına dayandırmıştır. Bu yolla bu iki kaynaktan beslenen zafer umudunu, hem kuvvetlendirmiş, hem yaygınlaştırmıştır.

Mehmet Akif'le hayatının son günlerinde yapılan bir görüşmede kendisine sorarlar:

' - İstiklâl Marşı'nı nasıl yazdınız?

Yavaşça yatağından doğruluyor, yastıklara yaslanıyor, sesi birden canlanıyor:

- Doğacaktır, sana va'dettiği günler Hakk'ın!..

 

Bu, ümitle, imanla yazılır. O zamanı düşünün'¦ İmanım olmasaydı yazabilir miydim? Zaten ben, başka türlü düşünüp, başka türlü yazanlardan değilim. Bu, elimden gelmez. İçimde ne varsa, bütün duygularım yazılarımdadır'¦ ('¦)

- 'Ya büyük zafer üstadım'¦ O anda ne duydunuz'?

Kalbi durmuş gibi sarsılıyor, sonra bir anda yeniden canlanmış gibi, nereden geldiği bilinmez bir ışıkla gözlerinin içi gülerek:

- Ah'¦ diyor.

Ve bir lahza bırakıyor kendini bu eşsiz sevincin koynuna'¦ Dalıyor.

Ve sesinin ta içten dudaklarına dökülüşünü seziyorum:

- Allah'ım ne muazzam zaferdi o!.. Ortalık herc ü merc oldu'¦ Beş altı saat içinde bir başka dünya doğdu'¦

Tekrar gözlerini yumuyor:

- Ve biz mest olduk!..

- O zaman bir şey yazmadınız mı?

- Artık benim ne düşünecek, ne duyacak, ne yazacak, hatta ne yaşayacak takatim kalmıştı'¦ Bizim dilimiz tutulmuştu. Ordu, bizzat yazıyordu'[1].

Şair bu dörtlükte Türk ordusunun Millî Mücadele'yi kazanacağına dair umudunu, daha da ileri giderek kesin inancını dile getiriyor.           

Midhat Cemal Kuntay, bu dörtlükle ilgili bir gözlemini anlatır: O (Mehmet Akif), ömründe bir tek defa bir saadete vukuundan evvel inandı: İstiklal zaferine.

Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk'ın,

Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.

                        Bu sefer nasıl inandın?

                        Dedim.

                        - Başımızdaki adamı kim görse inanırdı!

                        dedi'.[2]

                        Başımızdaki adam dediği Gazi Mustafa Kemal Paşa'dır.

 

 



[1]           Hilmi Yücebaş, Bütün Cepheleriyle Mehmet Akif, İstanbul 1958, s. 77.

[2] Midhat Cemal, Mehmet Akif Ersoy, Hayatı '“ Seciyesi '“ Sanatı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1986, s. 200.

Yazarın Diğer Yazıları