Cüneyt Özdemir

İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı'mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi - 4

Cüneyt Özdemir

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner, aşarım; dağları yırtarım; enginlere sığmam, taşarım.

  Şair Türk milleti adına konuşuyor.

Türk milletinin ezelden beri var olduğuna, şimdi ve gelecek zamanda da var olmaya devam edeceğine inandığını ifade ediyor. Bu varoluş hep 'hür yaşamak' şeklinde gerçekleşmiştir. Hür yaşamak, özgür olarak var olmaya devam etmek demektir. Özgür olmak, yönetim bakımından serbest olmak, yabancı bir gücün baskısı veya etkisi altında kalmamak anlamına gelir. Özgür bir millet, yöneticilerini kendisi seçer, bayrağını göndere çeker, bağımsızlık marşını okur, kanunlarını kendisi yapar, sınırlarını kendi silahlı güçleriyle korur, vatan topraklarında yaşayan bütün bireylerinin her türlü güvenliğini kendi gücüyle sağlar. Bütün bu işleri kendi serbest iradesiyle gerçekleştirir; serbest irade, özgürlüğün, bağımsızlığın asıl kaynağı ve belirleyicisidir.

'Ezel', oldum olası, kendimi bildim bileli, tarih sahnesine çıktığım andan beri anlamlarına gelir. 'Ezel' ve 'beridir' kelimelerinin birlikte kullanılmaları, Türk milletinin bağımsız olarak yaşama iradesinin devamlılığını ifade eder. Bu, sıradan bir devamlılık değil, 'hürriyet' ile birlikte var olan bir devamlılıktır. Bu kadar uzun bir devamlılık ve birliktelik, sonunda kaynaşma ve bütünleşme meydana getirir. Buna göre Türk milleti ile hürriyet kavramları bu uzun birlikteliğin sonunda bugün artık birleşmiş, kaynaşmış ve adeta kimyasal bir bütünlük meydana getirmiştir. Türk milleti ile hürriyet, tarih boyunca birlikte algılana gelmiş, akıl ve sağduyuya sahip sağlıklı insanlar, bu bütünlüğü, tabii ve olağan görmüşlerdir. Şairimiz, dörtlüğün bu ilk dizesinde Türk milletinin son derecede güçlü bir tarih ve hürriyet bilincine sahip olduğunu ifade etmiştir.  

Dünyada sağlıklı insanların arasında zaman zaman çılgınlar da ortaya çıkabilir. Çılgınlık, deli olmanın ileri bir durumudur. Çılgın, konuşma ve davranışlarında aklını kullanamayan insandır.  Çılgınlık, aslında bireylere ait bir özellik olmakla beraber, bazen yayılarak bir toplumu, hatta milleti de kapsayacak kadar genişleyebilir. Sağlıklı insanlar, Türk milleti ile hürriyeti tarih boyunca, birbiriyle kaynaşmış bir bütün halinde görmelerine karşılık, çılgınlar, bunu göremeyerek algılayamadıkları için hürriyeti, ondan ayırmayı kurmuş, daha da ileri giderek Türk milletine zincir vurmaya kalkışmışlardır. Zincir, edebiyatta esirliğin, tutsaklığın simgesidir. Zincire vurmak deyimi, mecaz anlamıyla, bir kimseyi veya milleti esir etmek, tutsak almak anlamına gelir. Türk milletine zincir vurmaya kalkışmak eyleminin karşısında ancak şaşılabilir, hayret edilebilir; çünkü bu eylemi yapmaya kalkanlar, akıllarını kullanamayan çılgın kimselerdir.

Yukarıda sözü edilen Türk millerine zincir vurmayı kuran çılgınlar, konuşma ve davranışlarında akıllarını kullanamadıkları için onlara, gerçekleri, söz, öğüt veya kanun maddeleriyle anlatarak kabul ettirmek mümkün değildir. Onların olağandışı davranışları karşısında, aynı yolla hemen birdenbire coşkunlukla cevap vermek en uygun yöntemdir. Bu yöntemin esası maddi güç kullanmaktır. Nitekim Türk milletini temsil ederek konuşan şairin yaptığı da budur. Millî Mücadele yıllarında Türk milleti, ezelden beri sahip olduğu bir değerini/özgürlüğünü, bağımsızlığını elinden almak isteyenleri görür görmez, kükremiş bir sel gibi coşmuş, engelleri çiğneyip aşmış, dağları yırtmış, enginlere sığmayarak taşmıştır.

 

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

 

mısraındaki 'hangi' kelimesi, iki veya daha çok cansız varlıktan bir tanesini belirtecek bir cevap istemek için kullandığımız bir soru sıfatıdır: Hangi ev?, Hangi araba?... gibi. Kelime, burada açık istiare yoluyla 'düşman' anlamında kullanılan 'çılgın' kelimesini soru yoluyla nitelemek için kullanılmıştır: Hangi çılgın gibi bir düşman, bana zincir vuracakmış? Düşman, çılgına benzetilmiştir. Bu cümlede açıkça görüldüğü gibi, açık istiare, metinde benzetmenin iki temel unsurundan sadece kendisine benzetilen ismin söylenmesiyle yapılan bir söz sanatıdır. 'Hangi çılgın bana zincir vuracakmış?' sorusu, 'Şu veya bu çılgın'¦' şeklinde bir cevap istemek için sorulmamıştır. Bu soru şeklinde kararlılık, kendine güven duygusu ve meydan okuma tavrı da vardır. Hemen peşinden gelen 'şaşarım' kelimesi de bu yorumu desteklemektedir.  

 

'Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım'

Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım'.

 

mısralarında kapalı istiare vardır. Kapalı istiare, benzetmenin iki temel unsurundan yalnız 'benzetilen' ismin metinde söylenmesiyle yapılır. Bunun açılımı şöyledir: 'Ben kükremiş aslan gibiyim'¦' Görüldüğü gibi 'ben/şair' aslana benzetilmiştir. Benzetilen isim 'ben/şair', metinde söylenmiş, kendisine benzetilen isim olan aslan ise metinde söylenmemiştir; ancak onun özelliklerinden biri olan 'kükremek: Bağırmak, kabarmak, coşkuyla saldırmak' sıfatı, ondan alınıp ödünç olarak 'sel'e verilmiştir. İkinci mısrada da aynı işlem yapılmıştır. Kendisine benzetilen isim 'sel' söylenmemiş, ancak onun özelliklerinden biri olan 'taşmak' sıfatı,  ödünç olarak 'bana/şaire' verilmiştir.  

 

Kapalı istiarenin akılda kalıcı bir örneği de şudur:

Can kafeste durmaz uçar

Dünya bir han konan göçer.

 

                Burada benzetilen isim 'can' söylenmiş, kendisine benzetilen isim 'kuş' söylenmemiş, ancak onun en önemli özelliği olan uçmak eylemi söylenmiştir. Uçmak özelliğinden biz, kendisine benzetilen ismin kuş olduğunu anlıyoruz. 

                'Dağları yırtarım' ifadesinde bir telmih/anımsatma sanatı vardır. Bu ifadeyle Türk edebiyatı tarihindeki Ergenekon Destanı anımsatılmıştır. Bu destan, Türklerin tarihin eski çağlarında Ergenekon Vadisi'nden bir dağ büyüklüğündeki demir madenini ateşle eriterek yol açmak suretiyle geniş ülkelere çıkışlarını anlatır[1]. Yine bu hatırlatma, 'dağları yırtmak' alışılmamış bağdaştırmasıyla çarpıcı ve dikkat çekici bir yolla dile getirilmiştir. Metinde geçen 'şaşmak', 'kükremek', 'sel gibi akmak', 'bendini çiğnemek', 'aşmak', 'dağları yırtmak' ve 'enginlere sığmamak' ifadeleri, Türklerin hürriyetlerine verdikleri değerin büyüklüğünü ve onu korumak uğrunda verdikleri mücadeleleri, abartmalı ifadeler yoluyla ortaya koyan anlatımlardır. 

Kıtada her mısranın sonundaki 'yaşarım', 'şaşarım', 'aşarım' ve 'taşarım' kelimelerinde  '- ım' ekiyle 'ben' zamiri tekrarlanmıştır. Buradaki tekrarlar, ait oldukları mısralarda anlatılan duygu ve düşünceyi kuvvetlendirmek için yapılmıştır. Bunların geniş zaman kipiyle kullanılmaları, anlama, kararlılık ve devamlılık kazandırır.

 

Mehmet Akif, Türklerin hürriyet ve bağımsızlıklarına bağlı olmak karakterini 'Asım'da da ifade etmiştir:

Doğduğumdan beridir âşığım istiklâle

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle. (Safahat), s. 332

 

Buna göre hürriyet, Türklerde daha ziyade tek tek bireylerin, istiklal/bağımsızlık ise  o bireylerin oluşturduğu millet bütünlüğünün sımsıkı bağlı bulunduğu vazgeçilmez bir ortak değeridir. Bu değer, Türk milletiyle birlikte düşünüldüğünde ontik, varlıksal bir anlam kazanmaktadır. Buna göre Türk milleti ezelde var olurken, tarih sahnesine çıkarken 'hürriyet'le birlikte var olmuş ve tarih sahnesine çıkmıştır. Milli Mücadele, hürriyet ve bağımsızlığı, daha sonra yeniden kazanmak için değil, Türk milletinde oldum olası içkin olarak zaten var olan hürriyet ve bağımsızlık idealini sahiplenmeye devam etmek mücadelesidir.

 

 

 



[1]           Ziya Gökalp Külliyatı '“ 1, Şiirler ve Halk Masalları, Hzl. Fevziye Abdullah Tansel, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1977, s. 78 '“ 83. 

Yazarın Diğer Yazıları