Cüneyt Özdemir

İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı'mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi - 3

Cüneyt Özdemir

Ey nazlı hilal! Kurban olayım, çehreni çatma. Kahraman ırkıma bir gül'¦ Bu şiddet, bu celâl ne(dir)? Dökülen kanlarımız sonra sana helal olmaz. İstiklal, Hakk'a tapan milletimin hakkıdır.

 

İkinci kıt'a 'Ey nazlı hilal!'  nidâsıyla / ünlemesiyle başlıyor. Hilal, yeni doğmuş ay demektir. Hilal, aynı zamanda bayrağımızın bir unsuru, bir parçasıdır. Şair, mürsel mecaz edebiyat sanatıyla parça '“ bütün ilişkisini göz önünde bulundurarak bayrağımızın bir parçasını, 'hilal'i söylemiş, fakat bütününü kastetmiştir.

 Şair, devamında bayrağı/hilali, kapalı istiare yoluyla nazlı bir sevgiliye benzeterek kişileştirmiş ve ona Türk milletini temsil etme gücünü vermiştir. Bayraktaki hilal motifi ile kaş arasındaki biçimsel benzerlik sebebiyle bayrağı, nazlanan, çehresini çatan, şiddet ve celal/kızgınlık ve öfke gösteren bir insan gibi düşünmüştür. Bu durumda görünen bir insan mutlu değildir; şair ondan çehresini çatmamasını, şiddet ve kızgınlık göstermemesini istiyor.  İnsanın yüzünde kaş ve gözlerinin yanında, çehresinde de beş duyumuza ait sinir uçları vardır. Bu sebeple sevinç ve keder, gözlerde görüldüğü gibi, çehrede, insanın yüzünde de görülür, belli olur.

Hilalden çehresini çatmamak ile gülmesini istemek kelimeleri arasında tezatlı bir anlatımın bulunduğunu söyleyebiliriz. Buradaki zıtlık, nazlı hilalin Türk milletine karşı çehre çatmasını bırakıp uğruna kurban olan milletine gülmesiyle giderilebilir. Şair, bir insan gibi kişileştirdiği hilalden bu davranışı göstermesini beklemektedir

Biz burada, yorum yoluyla, daha da ileri giderek şairin 'hilâl' kelimesiyle Allah'a seslendiğini söyleyeceğiz. Bu yorumu, iki noktaya dayandırıyoruz: Birincisi, Osmanlıca alfabesinde 'hilâl' kelimesi ile 'Allah' ismi, yerleri değiştirilerek aynı harflerle yazılmasıdır. İkincisi, mısrada 'kurban olmak' deyiminin kullanılmasıdır. Kurban olmak, bir kimse veya maksat için kendini karşılık beklemeden vermek, feda etmektir. Bu davranış kurban kesmeyi çağrıştırır. İslam inancına göre, kurban Allah'ın adıyla ve onun için kesilir. Kurban, insanı Allah'a yaklaştırır. Allah'ın adı anılmadan veya başka birisi için kesilen hayvan murdardır, eti yenmez. Buna göre şair, Türk milleti adına bayrağa sesleniyor, Allah'a adanan ve sahibini ona yaklaştıran kurban gibi, ben de senin uğruna feda olayım, yeter ki sen çehreni çatma, gül'¦

Şair, bayrağa, kurban olmak istediğini söyleyerek yalvarıyor ve 'kahraman ırkı'na/milletine gülmesini istiyor. Milletine çehresini çatarak, şiddet ve kızgınlık göstererek bakmaya devam ederse, milletinin, onun uğrunda şimdiye kadar döktüğü kanların helal olmayacağını ifade ediyor. Ona göre istiklal/bağımsızlık, Hakk'a tapan bir milletin hakkıdır.  

Irk, kalıtımsal olarak ortak fiziksel ve fizyolojik özelliklere sahip insan topluluğudur. Bu kelimeden yola çıkarak ırk ayırımı, ırk bilimi, ırk birliği, ırkçı ve ırkçılık kavramları üretilmiş ve üzerlerinde uzun uzun tartışmalar yapılmıştır, yapılmaktadır. Mehmet Akif, uzun yazarlık hayatında bu tartışmalara katılmamıştır. Biz de ona uyarak burada o tartışmalara girmeyeceğiz. 'Kahraman ırkıma' sıfat tamlamasındaki 'ırk' kelimesinin 'ecdâd/ dedeler'imiz ve onların soyundan gelen milletimiz anlamına geldiğini söylemekle yetineceğiz. Mehmet Akif'in bütün manzum ve mensur eserlerinde anlattığı duygu ve düşüncelerinden bu konuyla ilgili olanları, 'Ey insanlar, doğrusu biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Bir birlerinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah yanında en değerli ve üstününüz, ondan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdar olandır.' (Kur'an-ı Kerim Hucurât Suresi, ayet: 13) ayetine dayandırdığını söylememiz uygun olur.

Burada 'hak' kelimesi de iki anlama gelecek şekilde tevriyeli kullanılmıştır.

'Hak' kelimesinin birinci anlamı Allah'tır . O takdirde bağımsızlık, Allah'a tapan, kulluk eden bir milletin hakkıdır. Bağımsız millet, irade ve maddî bir güç sahibidir. Bu irade ve gücünü, önce kendi uyrukları, sonra bütün insanların mutluluğu için kullanmalıdır. Şaire göre ona bu sorumluluğu, Allah inancı yükler.

'Hak' kelimesinin ikinci anlamı adalettir. Bağımsız millet, sahip olduğu maddî gücünü, vatanın yeraltı ve yerüstü bütün zenginliklerini, bireyleri arasında adaletli bir şekilde dağıtır, dağıtmalıdır. Ancak o takdirde bağımsız yaşamaya lâyık olabilir.

Buradaki istiklali, şairimizin arkadaşı Emin Erişirgil, şöyle yorumlar:

'Hiç şüphe edilemez ki 'Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal' dediği zaman özlediği Türk istiklaliydi. Fakat yalnız müstakil bir Türkiye değil, bir Türk imparatorluğunu istiyordu. O imparatorluk İslam kavimlerini içine alacak ve İslamî hukuku kuracak ve İslamî ahlakı kuracak ve şarkı, garbın yalnız siyasî ve iktisadî esirliğinden değil, kültür esirliğinden de kurtaracaktı'[1].

Osmanlı Devleti'nin sancağında sadece 'hilal' motifi vardı. Eskiden cami kubbelerinin tepesine de hilal konurdu. Saray ve ordu kışlalarının kapılarının üstüne ise lale motifi işleniyordu. Hilal, buralarda siyasal bir simge anlamı kazanıyordu. O anlam da İslamiyet idi. Sanat ve edebiyat tarihimizde hilal ile lale motiflerinin sevilmelerinin ve çok kullanılmalarının sebebi, Allah ismini oluşturan harflerle yazılmalarıdır. Buna göre Osmanlıca Alfabesi'nde 'Allah', 'Hilâl' ve 'Lâle' kelimeleri, yerleri değiştirilerek aynı harflerle yazılır. Nitekim ebced hesap sisteminde bu üç kelimeden her birinin harflerinin sayısal toplamı da aynıdır:

 

Harfler:

Elif (A)

L

L

H/ Allah

Sayısal karşılıkları:

1

     30

30

5 = 66

 

 

 

 

 

Harfler:

H

L

Elif (A)

L/Hilâl

Sayısal karşılıkları:

5

30

    1

30 =66

 

 

 

 

 

Harfler: 

L

Elif (A)

L

H/Lâle

Sayısal karşılıkları:

     30

1

   30

5 = 66

 

Allah: (66), Hilâl: (66), Lâle: (66)'dır.

 

Bu simgeleştirme, Osmanlı Devleti'nin yönetiminde cami, saray ve ordunun manevi güçlerini aynı kaynaktan aldıklarını göstermesi bakımından anlamlıdır.

Bir başka yoruma göre hilal, gökyüzünde bulunur. Gökyüzü, edebiyatta özgürlüğün simgesidir. Buna göre bayrağımızdaki hilal, Türk milletinin özgürlüğünü temsil eder. Bayrağımızdaki yıldız motifi ise, onun uğrunda ölen şehitlerimizi simgeler. Bunun isimsiz olması, şehitlerimizin vatanımızda yaşayan farklı etnik kökenlerden gelebilecekleri gerçeğini ifade etmek içindir.

Osmanlı Devleti zamanında sancağımızın rengi yeşildi. Üçüncü Selim (1761 '“ 1808)'in sütkardeşi Küçük Hüseyin Paşa, Derya Kaptanı iken Sadrazam'a verdiği bir yazıyla yeşil rengin, 'bir aya varmadan maviye boyanmış gibi eskidiğini', söylemiştir. Kırmızının ise 'daha ziyade dayanıklı olduğu görüldüğünden ve tecrübe edildiğinden' söz etmiştir. Daha doğrusu kırmızı rengin 'fer ve nümayişi cümleden üstün olduğundan' gemilerin arka tarafına asılan sancağın kırmızıya boyanmasını önermiştir. Bu öneri, 27 Haziran 1793 tarihinde uygun görülmüş ve bayrağımızın rengi kırmızıya boyanmıştır. 

25 Aralık 1793 tarihinde de bu sefer al bayrağımıza beş köşeli yıldız ilave edilir[2].

 Yıldızın Bayrağımız Üzerindeki Yeri

 Yıldızın bayrağımız üzerindeki yeri, Kosova Efsanesi'ne göre açıklanır. Bu efsaneye göre I. Kosova Savaşı (1389)'nda Osmanlı Ordusu ile Sırp Ordusu göğüs göğüse çarpışırken Türk şehitlerinin akan kanlarından bir gölcük meydana gelmiştir. Mehtaplı bir gecede gökyüzünde yan yana gelen ay ile Jüpiter yıldızının akisleri, bu kan gölüne yansır. Bu yansımada yıldız, hilalin açık bulunan iki ucunun önünde olacak şekilde görünür. Bayrağımıza yıldız ilave edilirken buradaki görüntüye uygun bir yerleştirme yapılmıştır. 

Bu yerleştirme, bayrağımızla ilgili yeni bir yorumun yapılmasına sebep olmuştur: Buna göre bayrağımızdaki hilal, İslam'ı, yıldız İslam'ın beş şartını, kırmızı renk de onun uğrunda şehitliği temsil eder.

Simgeleştirme, bütün dinlerde ve büyük kültürlerde başvurulan bir anlatım yoludur. Aynı anlatım yolu, Hristiyanlık'ta da vardır. Cami kubbelerinin tepesindeki hilal, İslamiyet'i temsil ettiği gibi, kiliselerin tepesinde bulunan haç da Hristiyanlık'ı temsil eder.

 



[1]           Mehmet Emin Erişirgil, 'Şair Âkif ve İdeali', Doğu, 1943, Aktaran: Hilmi Yücebaş, Bütün Cepheleriyle MehmetÂkif, İstanbul 1958, s. 53.

[2]           Fevzi Kurtoğlu, Türk Bayrağı ve Ay Yıldız, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1992, s. 110 '“ 116.

Yazarın Diğer Yazıları