Cüneyt Özdemir

İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı'mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi - 10

Cüneyt Özdemir

O zaman (eğer) mezar taşım varsa, (sana) coşkunlukla (vecdle) bin secde eder. İlâhî (ey Tanrım), cesedim (naşım), her yaramdan (cerihamdan) kanlı yaşım boşanıp yerden mücerret ruh gibi fışkırır! O zaman başım yükselerek belki Arş'a değer.

 

Şair, Allah'a sesleniyor.

Dörtlük, sanki zaferden sonra bir şehidin dilinden dökülüyor. O zaman, önceki dörtlükte şairin Allah'tan istediği iki dileği gerçekleştiği (yabancıların eli mabedinin göğsüne değmeyip temiz kalmaya devam ettiği ve içinde dinin temeli olan 'şehadet kelimeleri' bulunan ezanın, yurdumun toprakları üstünde inleyip asıl diliyle yüksek sesle okunmaya devam ettiği), yani zaferin kazanıldığı zamandır. O zaman, din ve vatan uğruna savaşan asker şehit olmuş, cesedi toprağa gömülmüş olsa bile, bu üzülecek bir ölüm olmayacaktır; çünkü önceki dörtlükteki ruhunun iki dileği yerine getirilmiş ve zafer kazanılmış olacaktır. O zaman, şehitten eğer yalnızca dikili bir mezar taşı kalmışsa, o mezar taşı da, coşkunlukla/vecdle Allah'a binlerce secde ederek şükreder.

Secde etmek, şükrün en ileri şeklidir. Sözlük anlamıyla eğilmek demektir. Terim anlamıyla ise, namaz kılarken bükülmüş iki diz üzerine oturup alnı ellerin arasına getirerek yere kapanmak anlamına gelir. Tasavvuf terminolojisinde secde etmek, kulun Allah'ın huzurunda en aşağı (mütevazı) durumda bulunmasının ve Allah'ı yüceltmesinin en güzel ve anlamlı şeklidir. Allah'a secde etmek, kulun gurur ve benlik davasından vazgeçip ona teslim olmanın davranış diliyle bir anlatımıdır. Bu dizeler, önceki dörtlükteki şairin/şehidin en içten iki dileğinin yerine getirilmesine karşılık, yine aynı içtenlikle Allah'a şükretmesinin birer ifadesidir. Burada şunu da söylemek uygun olur. Yapılan duaların, tutulan dileklerin kabul edilmesi, ta 'ruhumun'¦' derinlilerinden gelmelerine ve içtenlikle ifade edilmelerine bağlıdır.

Mezar taşı, ölünün kimlik bilgilerini, doğum '“ ölüm tarihlerini, dua dileklerini bildiren yazıların kazınmış olarak üzerinde bulunduğu taş veya mermerdir. Bunlar ölünün mezarı başına dikilir. Mezar taşları ölünün kimliğini bildirmelerinin yanında, mezarının yerini belli etmeye de yarar. Burada şair, yine mezar taşını, kapalı istiare / ad aktarması yoluyla kişileştirmiş ve önceki dörtlükteki dualarının kabul edilmesine karşılık şükranlarını ifade etmek üzere Allah'a coşkunlukla binlerce kez secde edecek bir şahıs gibi düşünmüştür. Binlerce kez secde edeceğini ifade etmesi, yine duygularını mübalağalı/abartmalı söz sanatıyla ifade ettiğini gösterir. 

Coşkunluk (vecd), bir tasavvuf terimidir. İnsanın, büyük sevinç veya hüzünle birdenbire karşılaşmasının bir sonucu olarak heyecanlanması, esrimesi, kendinden geçmesidir. Coşkunlukla yapılan davranışların özelliği, irade dışı olmaları ve kişiye manevi/duygusal haz sağlamalarıdır. Dörtlükteki coşkunlukla bin secde etmek ifadesi, bunun çokluğunu ve devamlılığını, yine mübalağa/abartma yoluyla anlatır. 

Dualarının kabul edilmesi karşısında şehidin kurtuluş sevincine, cesedindeki her yarasından boşanan kanlı yaşlarla şairin/şehidin cesedi de, katılır. Yaşların kanlı olmasının sebebi, savaşırken vücudunun aldığı yaralardan, göz çukuruna benzeyen oyuklardan boşanmasıdır. Nitekim uzun süre ağlayan bir kimsenin gözyaşları, zamanla kanlı gelmeye başlar. Bu katılma, şehidin cesedinin mücerret/soyut bir ruh gibi yerden birdenbire fışkırmasıyla gerçekleşir. Fışkırmak kelimesi, şehidin cesedinin/naşının mezarından soyut bir ruh gibi yeryüzüne birdenbire çıkıvermesini ve gökyüzüne hızla yükselmesini ifade eder.  O zaman şairin başı, mutluluktan göklere yükselerek belki Arş'a değer! Arş, İslam inanışına göre göğün en yüksek katıdır. Başın göklere/arşa değmesi, mutluluk ve sevincin büyüklüğünü anlatan bir deyimdir. Dörtlükte anlatılan mutluluk tablosu, en yüksek bir mutluluğu gösterir; çünkü bu tablodaki sevince hem yaşayan gaziler, hem de şehitlerin mücerret ruhları ile mezar taşları da katılır. Bu birliktelik sevinç ve mutluluğu daha da arttırır.

Bu tablo, Kur'an-ı Kerim'deki iki ayeti hatırlatır: 'Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin; zira onlar diridirler; fakat siz farkında değilsiniz' (Bakara suresi, ayet 154).

'Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rab'leri katında diridirler' (Al-i İmran suresi, ayet 169).   

Buna göre şehitler de o mutluluk tablosuna aslında diri olarak katılırlar. Arş'a çıkmak, arşa yükselmek ifadesi, Mehmet Akif'in çağdaşı olan Yahya Kemal Beyatlı'nın 'Akıncı' şiirinde de karşımıza çıkar:

 

Bir gün doludizgin boşanan atlarımızla

Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla

 

Cennette bugün gülleri açmış görürüz de

Hâlâ o kızıl hâtıra titrer gözümüzde!

 

Yahya Kemal burada 'arş' kelimesini, aynı anlamda kullanmıştır. Kelimenin bir atasözümüzde geçtiğini de hatırlatalım: ' El elden üstündür ta arşa varınca'.

 

Yazarın Diğer Yazıları