İŞİ BİL(ME)MEK
Cüneyt Özdemir
Hatta öğrencilere ders notu gönderiliyormuş.
O zaman
örgün eğitime ne gerek var, ver kitabı, ver ders notunu, olsun bitsin.
Trakya
Üniversitesi'nden ayrılarak kurulmuş olan Tekirdağ'daki Namık Kemal
Üniversitesi'nde (NKÜ) durum öyle mi?
Adamlar
almış programı, kurmuş sistemini, öğrenci ve hoca sanki aynı amfideymiş gibi
ders işleniyor.
Merak
ettiğim NKÜ yetkilileriyle görüştüm.
Gerçekten
durum yukarıda anlattığım gibi.
Programlarını
almışlar, hemen bir ders programı yapmışlar, hangi dersin hangi saatte
verileceği belli.
Hoca o
saatte kameranın başında.
Öğrenciler
de hazır, dersi dinliyorlar, soracakları soru varsa soruyorlar.
Trakya
Üniversitesi'ndeyken Prof. Dr. Mümin Şahin'in NKÜ Rektörlüğüne atanmasından
sonra yanında götürdüğü NKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yılmaz Çakıcı bu işin
mimarlarından ve bu çalışmanın sorumlusu.
'Murat
Bey, kul hakkına girmek istemedik, imkân varsa öğrencimize en iyisini verelim.
Dersler yüz yüze yapılamıyorsa buna yakın bir sistemle ders işlensin, öğrenci
dersini anlasın' diyor Çakıcı.
Programın
NKÜ'ye pahalıya patladığını düşünüp maddi yönünü de sordum.
'İki
aylığı 160 bin liraya mal oldu. Biz bunun üç katı kadar elektrik yine bir o
kadar da su parası ödüyorduk. Şimdi okullar tatil olunca bu masrafımız yok.
Tasarruf edilen paranın bir bölümüyle programı finanse etsek bu bile yeterli' cevabını
aldım.
Prof.
Çakıcı, bunun aynı zamanda üniversite öğretim görevlileri için bulunmaz bir
deneyim olduğunu söylüyor. Örneğin NKÜ de önümüzdeki dönemde uzaktan eğitim
hizmeti veren üniversiteler programına katılabilir. Öğretim görevlileri salgın
döneminde uygulanan bu çalışmadan elde ettiklerini ileriki dönemlerde yapılacak
uzaktan eğitim programlarında da kullanabilecekler.
Kısaca,
NKÜ'de bu işler, Prof. Dr. Şahin'˜in Trakya Üniversitesi'nden götürdüğü bazı
görevliler sayesinde kotarılmış.
Buna, elindekinin
değerini bilmemek mi denir, bilemedim.
***
Son
zamanlarda 'ulu mevki' sahiplerini ne zaman eleştirsem hemen sosyal medyada
adını sanını açıklamaktan korkan, çakma hesap ve isimlerle birileri bana
saldırıyor.
35 yıllık
gazetecilik yaşamımda böyle şeylere pabuç bırakmış adam değilim.
Şimdi de
bırakmaya niyetim yok.
Daha önce
ünlü bir Yağmur Aslan'ımız vardı.
Aslında
böyle birisi yok da çakma hesap açmışlar, oradan saldırıyorlardı.
Şikâyetçi
oldum, araştırıyorlar.
Aslında
gayri resmi yollardan bu çakma hesabı kimin kullandığını çoktan öğrendim.
'Yağmur'
kadın adıdır da bu hesabı 'ulu mevki' civarlarında mukim bir 'erkek'
kullanıyor.
Şimdi de
'Adrian Haber' diye bir hesap var, e-posta gönderiyor, aklı sıra bir takım
imalarda bulunuyor.
Ama 'adam'
ya da 'adamlar' ortada yok.
'Adrian
Haber' diyor fakat aslında Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, ara ki bulasın.
Bu
durumdaki zavallılara zaman nasihat ettim, ediyorum.
Siz bu
yaptıklarınızın ilanihaye gizli kalacağını mı düşünüyorsunuz?
Oysa size
verilen bu görevlerin son kullanma tarihleri var.
Bir süre
sonra kullanılmış kâğıt peçete gibi kenara atılacağın bir tarih var.
Eninde,
sonunda hükmün bitecek.
Peki o
zaman ne olacak?
O günleri
de düşün bence'¦
***
Uzun
zamandır ilimizdeki korona salgınındaki sonuçlar konusunda açıklama yapacak bir
yetkili bekliyorduk.
Nihayet
çıktı o yetkili; Edirne Valisi Ekrem Canalp.
Hatta
açıklama da ters köşede oldu.
Kimsenin
beklemediği bir yerde, Kakava ateşinin Sarayiçi'nde salgın nedeniyle 'temsili'
olarak yakılması sırasında yaptı açıklamayı.
Hastanelerdeki
kaynaklarımızdan hasta sayısının çok azaldığını, yeni vakaların yok denecek
kadar azaldığını öğreniyorduk.
Bunu
resmen öğrendik, rahatladık.
Ama
öğrenemediğimiz, biz bu salgın nedeniyle kaç hemşehrimizi kaybettik?
Sağlık
Bakanı Fahrettin Koca bir '“ iki kez tüm illerdeki ölüm sayılarını açıkladı.
Bir kez
iki idi sonra üç oldu ama açıklamaların arkası gelmedi.
Bizdeki
rakam üçte kaldı.
Oysa benim
bildiğim onun üzerine en az üç tanıdığım koronadan öldü.
Ama gerçek
sayıyı hala bilmiyoruz.
Neden
açıklanmıyor, açıklamamanın faydası ne?
Bu
vesileyle aklıma gelen, geçtiğimiz günlerde koronayı yenmiş bir hastanın
haberine değinmek istiyorum.
'Adam
iyileşmiş çıkmış, daha ne kurcalıyorsun?' diyen olabilir.
Haber 5
Mayıs'ta yapıldı.
Havsa
ilçesinden Hakan Taştan adlı bir iş insanı koronaya yakalanmış.
Tedavi
olmuş, hastalığı yenmiş ve kurtulmuş.
Ben o
haberi bir yerel gazetede yaklaşık 10 gün önce görmüştüm; 'Seni yendim korona'
demiş.
Peki bu
bayat haber servisini bize kim, hangi ajans reva görüyor?
Kimse kim,
senin önüne konuyor, sen de memleketimin gazetecisi olarak yiyorsun.
Yetmiyor,
okuyucuna da yediriyorsun.
Ne diyeyim ben şimdi?
Bu eleştirimin kime olduğuna gelince; şuna, buna değil
eleştirim tüm meslektaşlarımadır.
Lütfen biraz daha dikkat!