Cüneyt Özdemir

Hazır mıyız?

Cüneyt Özdemir

Mantığıma aykırı geldiği noktaları olsa da astrolojiye inanıyorum.
Günlük burç yorumundan öte bir şey olduğunu da düşünüyorum.
Bir de tabi salgının ilk zamanlarında bazı astrologların öngörüleri televizyonlara çıkan bazı popüler (!) bilim insanlarının yaptığı yorumlardan daha mantıklı ve durumun ciddiyetine uygundu.
Ya da ben şahsen ikna oldum diyeyim.
O yüzden de uzun süredir 'astrolojik gündemi' takip ediyorum.
Mesela yakın zamanda çağ değiştirmişiz.
Toprak çağından hava çağına geçmişiz.
Yeni bir çağa geçene kadar 'hava elementi' ve ilgili burçla alakalı olaylar yaşayacakmışız.
Teknolojiyle, iletişimle ilgili hadiseler vuku bulacak, dünya düzenini alt üst edip yeni baştan yazacak olaylar meydana gelecekmiş.
Tarih derslerinde ezberlediğimiz 'çağ açıp çağ kapatan olaylar' gibi sanıyorum.
Öyle olmasa da işte dünya döndükçe bir şeyler oluyor.
Biz de izliyoruz.
Bazen içindeyiz bazen de 'kelebek etkisi'; dünyanın alakasız bir yerinde olan bir olay gelip bizi de buluyor.
En yakın örneği de salgın.
'Tamam küreselleştik de Çin'deki hastalıktan bize ne?' derken kendimizi nerede bulduk?
Neyse.
Gezegenlerin burç değiştirmesi, yakınlaşması ya da uzaklaşması sonucu mu gerçekten bu olayları yaşıyoruz ya da her şey bir tesadüf mü bilmiyorum.
Geleceği bilmek istemek, neler olacağını öğrenmek istemek bir insanlık hali.
Gelecek bize çoğunlukla belirsiz ve bulanık gelse de bazı şeyler var ki onları bilmek, neler olacağını tahmin etmek için ne astrolog olmaya ne de Baba Vanga olmaya gerek var.
Mesela bizi bu yıl bekleyen kuraklık.
Artık bariz bir şekilde almamız gereken önlemler var.
Sadece suyu musluktan boş yere akıtmakla ya da bulaşıkları elde yıkamakla boşa su harcamıyoruz.
Üzerimize giydiğimiz basit bir tişörtün, satın aldığımız, yediğimiz içtiğimiz her şeyin 'su ayak izi' var.
TEMA Vakfı su ayak izini şöyle tanımlıyor; 'Tatlısu kullanımının bir göstergesidir. Yalnızca üretici veya tüketici olarak kullandığımız suyu değil aynı zamanda dolaylı yollardan tükettiğimiz su kullanımının da toplamıdır.'
Tişört demiştik ya pamuklu bir tişörtün üretimi için 2 bin 720 litre suya ihtiyaç varmış.
Artık alışveriş yaparken ihtiyacımız olmayan şeyleri almaktan vazgeçmemiz gerekiyor.
Elimizdekileri mümkün olduğunca dönüştürmeye bakacağız.
Bir yerden başlamak lazım.
Yaşadığımız kentte bu bilinci oturtmak için elimizi taşın altına koymak gerekebilir.
Bir de tabi salgın sonrası nasıl bir Edirne istediğimizi de düşünmek gerek.
Şöyle ucundan bakıp anladığımıza göre yeni çağ 'armut piş ağzıma düş' gibi bir çağ değil.
Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklememek gerek.
Yeni çağa hazır mıyız sevgili okur?
Nasıl bir kent istediğimizi biliyor muyuz?
Ve bunun için inisiyatif alıp gerekirse yerel yönetimlerin ensesinde boza pişirmeye hazır mıyız?
Yoksa 'sal ipini gitsin' şeklinde yaşamaya devam mı edelim?
Ya da kentimizin potansiyeli için bir astrologa danışalım?
Dedik ya yeni çağda farklı şeyler yapmak lazım; belki güzel Edirne'mizde yapılması gerekenleri astrologlar söyler de yaparız.
Olmaz mı?
Bence bir deneyelim.

Yazarın Diğer Yazıları