Depresif mi? Ya ne olacaktı?
Cüneyt Özdemir
2020 gündemiyle iki dakika nefes almamıza izin vermeden yumruğu çaktıkça
çakıyor.
Koronavirüs hepimizin hayatını alt üst etti.
Hastalığı atlatanları ileride fiziksel olarak ne sorunlar bekler tam olarak
bilmiyorum ama hastalığı bizzat geçirmiş olsak da olmasak da hepimizin bu
dönemin akabinde psikolojik olarak neler yaşacağını çok merak ediyorum.
Ben zaman zaman içinde bulunduğumuz dönemin etkilerini buradan paylaşıyorum.
Bazen buradaki yazılarımda karamsar ve depresif olduğuma dair geribildirimler
alıyorum.
Bu tür geribildirimlere mealen verdiğim cevap şu; 'Ya ne olacağdı?!'
Koronavirüs salgını ve üzerimizdeki psikolojik etkileri kafa dağıtarak ya da
depresif duygularımızı saklayıp, görmezden gelerek kurtulabileceğimiz bir şey
değil maalesef.
Kovid'in sadece son iki ayda üzerimdeki
etkilerinden bahsedeyim biraz;
Ben hastalığı bizzat geçirmedim, şimdilik çekirdek ailemden de geçiren olmadı
ama çok sevdiğim meslek büyüğü bir ağabeyim bu hastalığı atlattı.
Henüz yüz yüze görüşmedik ama telefon görüşmelerinde hastalığın üzerindeki
yıpratıcı etkisini anlamamak için çok saf olmak gerekir.
Bir süre, pozitif vakayla temaslı olduğum için gönüllü de olsa karantinada
kaldım.
10 gün boyunca 'Ya belirti göstermeyen bir hastaysam ve başkalarına
bulaştırırsam' korkusuyla evden dışarı adımını atamamak yeterince yıpratıcı.
86 yaşındaki anneannem artık bizimle yaşıyor, dışarıyla 'tedbirsiz' bütün
temaslar kendimden çok onun için risk.
Belki çok klişe ama 'İnsan sosyal bir varlık' olduğundan sosyalleşmek istiyor.
Biriyle yüz yüze oturup konuşmanın, sevdiklerine sarılmanın yerini online
sosyalleşmeler dolduramıyor maalesef.
Bir de ben birden fazla kişiyle bir araya gelinen bir ortamdaysam önlem almış
dahi olsam stres oluyorum.
Gözümü karartıp sosyal mesafeli kalabalıklara karışsam da o sosyalleşmenin
rahatlatıcı etkisini hissedemiyorum bazen.
Yani tam bir iki ucu 'şeyli' değnek!
Bu arada merak etmeyin dünyada bunları yaşayanın bir tek ben olmadığımın da
farkındayım.
Olayı abartmıyorum da.
Hayatın gerçeklerini tüm insanlığın yüzüne çat çat çarptığı bu dönemde, kaygısız
ve mutlu yaşayabilen varsa zaten onlara bir sözüm yok, ne güzel, öyle
yaşasınlar işte.
Ama nedir bu kötü duyguları saklama sadece iyi ve pozitif duyguları canhıraş
paylaşma çabası.
Gerçeği olduğu gibi kabullenmek dururken, Pollyannacılık oynayarak gerçeğin
üstünü pembe simlerle kapatmaya çalışmak maalesef işe yaramıyor.
Dürüst olalım.
İnsan bazen hayatın getirdikleriyle baş edemiyor.
Hele ki içinden geçtiğimiz böyle dönemlerde bazı baş etme mekanizmaları
otomatikman elinden alınmışsa.
Bugünlerde depresif hissetmekte, kaygılı olmakta bir sorun yok, sevgili okur.
Belki de bunları deneyimleyerek hayatımızda başka yerlerden daha güzel
deneyimlere kapı açacağız.
Orası da önemli değil.
Önemli olan şu; 'Şimdilik yolun burasından geçiyoruz ve böyle hissetmek normal.'
Zaten bu kadar stresin, kötü haberin, komplo teorilerinin, felaket telalının
arasında 'Ya ne olacağdı?'
****
Bu dönemde bana kendimi en çok iyi hissettiren şey; bu kaygılı ve depresif ortamda
yalnız olmadığımı bilmek oldu.
Bir tek benim başımdan geçmediğini bilmek, yolda yalnız yürümediğimi görmek çok
iyi geliyor.
Size de iyi geleceğini düşünerek bunları sizinle da paylaşıyorum.
Ancak belirtmek isterim ki daha ciddi ve sıkıntılı bir
durumda olduğunuzu düşünüyorsanız, bir uzmana danışmaktan ve profesyonel yardım
almaktan çekinmeyin sevgili okur.
***
Dün Edirne basının en kıymetlilerinden
Hudut Gazetesi'nin Genel Koordinatörü Ömer Lütfi Uyanıktır'ın hayatını
kaybettiğini öğrendim.
Hudut Gazetesi'ne, başta meslek büyüğümüz Gönül Uyanıktır olmak üzere tüm
yakınları ve sevenlerine baş sağlığı dilerim.