Cüneyt Özdemir

Çoğunuz oradaydınız, yalan mı?

Cüneyt Özdemir

Sonra 12 Eylül askeri diktatörlüğünün zincirleri kısmen de olsa kırılmaya başladı.

Kapatılmış siyasi partiler, sendikalar, dernekler, vakıflar yeniden açılmaya başlandı.

Siyasi partiler içinde CHP 1992 yılında kurulup ete kemiğe büründü.

O günlere kadar Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) rozeti taşıyan Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, partisinden istifa edip CHP'ye geçen ilk belediye başkanlarından biriydi.

CHP, 12 Eylül diktatörlüğü tarafından el konan Ayşekadın'daki binasını da geri almıştı.

***

Fiilen gazetecilik yaşamıma 1985 yılında 'stajyer' olarak İstanbul Cağaloğlu'ndaki Türk Ocağı Caddesi'nde bulunan Cumhuriyet Gazetesinde başlamıştım.

Benim ve aynı okuldan arkadaşlarımın Cumhuriyet'teki stajyerliğimiz uzun sürmedi.

Ama aylarca o gazetede daktilo başında haber yazdık, teleks takip ettik, karanlık odadan yazı işlerine fotoğraf koşturduk.

Uğur Mumcu, Cumhuriyet'in en önemli yazarlarındandı.

Mumcu, Ankara gazetecisiydi.

Ama her Pazartesi uçağa atlar, İstanbul'a, Cağaloğlu'ndaki Cumhuriyet'e gelir, Cumhuriyet'in üst düzey kadro ve yazarlarıyla görüşür, fikir alış verişi yapardı.

Bu belki de Cumhuriyet Gazetesinin Ankara ile İstanbul arasındaki 'istişare' yöntemiydi.

Mumcu, İstanbul'daki meslektaşlarıyla görüşmelerinin dışında bir boşluk yakalarsa gazeteyi gezer, özellikle tanıdıklarıyla sohbet ederdi.

Cumhuriyet Gazetesi o zamanlar geniş bir katta en fazla cam bölmelerle bölünmüş servis ve oda sistemiyle çalışıyordu.

Yani yazarlar, genel yayın yönetmeni ve müdürler hariç kimsenin özel bir odası yoktu.

Mumcu, rahmetli Yavuz Okayben'le birlikte görev yaptığım Yurt Haberler Servisinin önünden de geçerdi çoğu zaman.

Rahmetli Okayben ve bana 'kolay gelsin' demeden geçmezdi.

Mumcu akşam saatine yakın gazetenin bir görev aracı tarafından Yeşilköy Havaalanına bırakılır oradan Ankara'ya uçardı.

Ben sonra başka yayın organlarında çalıştım, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde 'fiili eğitim' olan 4 yılımı tamamladım ve Edirne'ye döndüm.

Bir bombalı suikast sonucu Uğur Mumcu'yu aramızdan alıp götüren gün bir Pazar günüydü.

Gündüz erken saatlerde böyle bir suikast olmuş, Türk basın tarihinin en önemli araştırmacı gazetecisi bombalı saldırıda öldürülmüş ama akşamı da CHP'nin parti yemeği vardı.

Bu yemek yapılacak mı yoksa Uğur Mumcu'ya düzenlenen suikast nedeniyle iptal mi edilecekti?

Merak ettim, yemek Balta Otel'in çatı katındaki restorandaydı.

Asansöre bindim ve çatı katına, yemeğin olduğu salona çıktım.

Tanıyan birkaç CHP'li 'buyur' ettiler.

Teşekkür ettim, vaktimin olmadığını söyledim, manzarayı kapıdan seyrettim.

Mumcu otomobiliyle birlikte paramparça olmuş ölmüş, kimsenin umurunda değildi.

Eğlence vur patlasın, çal oynasın şeklinde devam ediyordu.

O dönem Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi mikrofonu eline almış 'Haydar Haydar' diyordu.

İyi ki Nesimi'nin bir deyişini söylüyordu.

Yoksa orada Uğur Mumcu'nun öldürülmesine zerre takılmayan çok adam gördüm.

Sonraki yıllar CHP, Uğur Mumcu'ya suikastın tarihini resmi anma programına alınca o akşamki birçok kişiyi, Uğur Mumcu Parkındaki anma törenlerinde 'üzgün ve süzgün' bir şekilde gördüm.

Oysa hepiniz olmasa bile çoğunuz o akşam ordaydınız, yalan mı?

***

Mumcu'ya kıydılar ama Türkiye ve meslektaşları onu unutmadı.

Bu yıl pandemi nedeniyle geniş katılımlı bir anma yapılamadı.

Ama Mumcu araştırmacı gazeteciliğe ve meslek etiğine inanan gazetecilerin yüreğinde yaşıyor.

Öyle tahmin ediyorum ki, Mumcu gelecek kuşak gazetecileri tarafından da hatırlanacak ve örnek alınacak bir gazeteci, bir aydın olarak kalacaktır.

***

Ne zamandır Trakya Üniversitesi'ni kutlayacağım, fırsat olmadı.

Bir mensubu İktisadi Kalkınma ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü'nden 'Bilim Ödülü' almış.

Neyse bu konuya haftaya devam edelim.

 

Yazarın Diğer Yazıları