Cüneyt Özdemir

Ciğerlerimiz Yanıyor

Cüneyt Özdemir

Ben öyle okudum. Peki, bu yanan toprak parçasının üzerinde kaç milyon canlı hayatını kaybetti? Bunu herhangi bir yerde okudunuz ya da bir haber kanalında duydunuz mu? Ben eminim, duymadınız çünkü işin o tarafıyla ilgilenen fazla insan yok aslında. Birçoğunuz 'yazık oldu hayvancıklara' dediniz ve olay bitti. Avusturalya'da çıkan yangını hatırlıyor musunuz? Oradaki hayvanlara su veren gönüllüleri ve o hayvanların onlara sarılışlarını, minnet duyguları içinde gözlerinin içine nasıl baktıklarını...

Kafa dinlemek, kendi özüne dönmek ya da piknik yapmak için ormanlık alanları kullanabiliriz fakat 'Ateş yakmak yasaktır' uyarısını görüp inadına mangalı yakmak ve yiyip içtikten sonra o ateşi söndürmeden gitmek tam bir doğa düşmanlığıdır. Yanan bölgedeki kül olan ağaçların ve çeşit çeşit hayvanların vebalı üzerinedir. İnanırsınız, inanmazsınız o size kalmış fakat ben eminim ki bizleri yaradan bunun hesabını sizden soracaktır. Eğer kasıtlı olarak yangın çıkarılmış ise bu da tam bir vatan hainliğidir. 15 Temmuz'u organize eden hainlerden, PKK terör örgütünün acımasız katillerinden ya da tüm insanlığa kast etmiş diğer tüm teröristlerden farkı yoktur benim gözümde. Amerika'nın Nagazaki ve Hiroşima'ya attığı yerde ot bile yetişmiyor. Sanmayın ki orman yangını farksız, o tahrip olan yerin kendine gelmesi için uzun yıllar gerekiyor. Öyle hemen yerine gelecek basit bir olay değil toprağın zehirlenmesi, üzerindeki canlıların yok olması ve normale dönmesi. Ben, İtalya'da biyolojik tarım, permakültür ve şifalı bitkiler yetiştiren bir tarım şirketinin de sahibiyim aynı zamanda. Sadece bira yapmak için arpa yetiştiren bir çiftçi değilim. Bu sebeple neyin ne olduğunu çok iyi biliyorum. Arazimin büyük bir bölümünü yetmişten fazla çeşit çiçek ve bitki ekerek, toprağını temizledikten sonra tarım yapmaya başladım. Bu süreç iki yıldan fazla sürdü, sabırla ve inançla toprağın kıvamına gelmesini bekledim ve şimdi şükürler olsun meyvelerini topluyorum. Yangından zarar gören yerlerin dokusunu eski hale getirmek için doğa bilimcilerden, çevre ve ekoloji mühendislerinden profesyonel yardımlar alınmalı. Covid-19 sürecinde kurulan bilim kurullarının, ülkemizde maalesef sıklıkla görülen orman yangınları için de kurulması gerekiyor. Doğaya aşık, sorumluluk sahibi ve geleceğimizi düşünen ellere emanet etmeliyiz bu işi. Japonların nükleer saldırı alan bölgelerde arazinin normale dönmesi için kenevir ektiklerini okumuştum. Evet, kenevir bitkisinin radyasyonu emme özelliği ve toprağı temizleme, verimli hale getirme özelliği var. Yanan arazilerimizin bir bölümüne kenevir bitkisi ekilebilir. Diyebilirsiniz ki nükleer enerji ile orman yangınını kıyaslıyorsun, ne alaka? Tam aksine çok alakalı bir konu çünkü toprak bir sünger gibidir, iyi ya da kötü olan her şeyi emer ve daha sonra sana geri verir. Denizin topladıklarını bir fırtınada sahile kusması gibi sert olmaz onun haykırışı. Yavaş yavaş ve sessizce olur. Çernobil Nükleer Santrali'ndeki patlamanın sabahında Edirne'deki arazilerin üzerinde garip bir örtü vardı. Bu örtüyü hayvanlar yedi, bitkiler içti. İlk yıllarda kimse bir şey anlamadı fakat şimdi Trakya bölgesinde maalesef radyasyona bağlı hastalıklar hat safhada. Ülke genelinde birinci sıradayız. Orman da öyle işte, hiçbir farkı yok. Şimdi anlayamıyorsunuz belki ama yirmi - otuz yıl sonra acısı çıkacak, merak etmeyin.

Ormanlık bölgede yaşayan, tatil yapan ya da bir şekilde yolu o tarafa düşen vatandaşlarımızdan rica ediyorum. Elinizdeki sigarayı atmayın, piknik yapılması ve ateş yakılması yasak yerlerde kurallara uyun. Toprak bizim anamız, unutmayın. İnsan annesine nasıl kötülük yapabilir? Yapamaz değil mi? Siz de toprağa yapmayın, dikkatli olun. Bu yangın sebebiyle sadece birkaç kişi zarar görmedi, hepimiz zarar gördük. Bu sebeple cümleten geçmiş olsun. Rabbim bir daha bizlere yaşatmasın. O yanan güzelim, masum hayvanları koruyamadığımız içinde bizleri affetsin.

Yazarın Diğer Yazıları