Bülent Ayan'ın Edirne Gazeteciler Derneği Başkanı olduğu 1992 yılında, biraz da derneğe gelir olsun diye yayınlanan 'KIRKPINAR' gazetesini kim görmezden gelirse karşısında beni bulur.
Çünkü bir ilktir ve çok büyük ilgi görmüştür.
Şimdi Kırkpınar döneminde tonla dergi ya da gazete yayınlanıyor.
Neden?
Tabii ki gelir elde etmek için.
Yani Kırkpınar'ı kullanarak kazanç sağlamak niyetinde bunu yapanlar.
Ticarettir, bir şey diyecek halimiz yok.
Ama o zamanın koşullarında (çeyrek asır öncesinden bahsediyorum) buna kolay kolay kimse cesaret edememişti.
Açıkçası Edirne Gazeteciler Derneği'ne birkaç kuruş para kalır düşüncesiyle Bülent Ayan'ın aklına gelen bir projeydi o.
Edirne'de o zaman hiç kimse İstanbul'da büyük gazetelerin kullandığı baskı tekniğini ve baskı öncesi hazırlığı bilmiyor.
Ben de İstanbul'dan öğrendiğim baskı öncesi ve baskı bilgisiyle işe dahil oldum.
Bülent Ayan'la meslektaştık, arkadaştık ama o dergi çalışmasının gerektirdiği sabahlara kadar süren yorucu çalışmalar sonunda ağabey '“ kardeş olduk.
O gün bugündür aramızdaki sevgi '“ saygı sürüyor.
İşte Sen bu dergi yerine 2005'te basılan bir dergiyi koyacaksın.
Yanlış yazmadım ya da yanlış okumadınız.
Gözlüğümü taktım, okudum; 2005 yılında yayınlanmış bir derginin kapağını oraya koyuyorsun.
Aradan 13 yıl geçmiş be biraderim.
Bunlar aynı şeyler mi?
Bunları kime yazıyorum?
Kime olacak, almanağın yazarı Ender Bilar'a.
***
Peki Ender Bilar bu objektif olmamayı, üstün körü davranmayı ilk kez mi yapıyor?
Tabi ki hayır!
Daha önce de Edirne Valiliği tarafından finanse edilen ve Edirne Gazeteciler Derneği adına çıkarılan '˜basın tarihi' adlı iki ciltlik kitapta da yapmıştı.
Bülent Ayan beni de katmış, ben kendimden bahsetmeyi, kişisel mağduriyetimi köşe yazılarımda konu etmeyi pek sevmem.
Ben neyse de önce Hürriyet Haber Ajansı daha sonra da Doğan Haber Ajansı'nda başarılı bir meslek yaşamı sergilemiş olan Gurbet Gökçe'ye ne kinin var?
Bazı meslektaşlara sayfalar dolusu methiyeler düzdüğün o kitapta Gurbet Gökçe neden yok?
Gökçe'nin meslek yaşamında sayısız başarılı işleri vardır ama ben mesela bir tanesini hatırlatayım.
O haber yayınlandığında Türkiye'de yer yerinden oynadı.
Pınarhisar Çimento Fabrikası'nın sahibi o zaman devlet.
Devlet bozuk çimento üretip bol bol piyasaya sürmüş.
Düşünün devlete güveniyorsunuz, çimento alıyorsunuz, bina yapıyorsunuz ama çimento bozuk.
İlk sarsıntıda kumdan kale gibi yıkılıyor.
Sıradan vatandaş o haberde Gurbet'in imzasının olduğunu unutmuş olabilir, kimsenin aklı defter değil.
Ama en azından o dönemde buralarda gazetecilik yapan birisi olarak ben çok iyi hatırlıyorum.
Keza Türkiye çapında konuşulmuş, gündem olmuş haberlerine yine Türkiye çapında ödüller de almıştır Gurbet.
Onun için sormak isterim; nedir bu hak etmemiş birilerini pohpohlama, mesleğin yüz akı olmuş meslektaşlarımıza bu kin ve garez?
Diyeceksiniz ki, 'Onların bir günden bir güne bizi övücü bir haberini görmedik.'
Yok evet.
Çok beklersiniz.
***
Bundan 5 yıl önce yazdığım yazıdan bir bölüm aktarayım:
Edirne İdare Mahkemesi geçtiğimiz günlerde öyle bir karar verdi ki, Edirne ve Edirne Belediyesi rahat bir nefes aldı.
Biliyorsunuz; Edirne Belediyesi, Serhat Birlik'le kent içi ulaşım konusunda yaptığı sözleşmede kendisini öyle bir bağlamıştı ki, bu sözleşmeyi Serhat Birlik'in başkanı hazırlasa bu kadar olurdu.
Daha önce de yazdım ama hatırlatmak isterim.
Ne demişler sözleşmede?
'Edirne Belediyesi sisteme müdahale edemeyecek.'
Peki ne zaman müdahale edebilir?
Sözleşmeden aktarıyorum: Edirne Belediyesi, minibüs başına yolcu taşıma ortalaması günlük bin 350 kişiyi bulunca. Şimdilerde bu ortalama minibüs başına günlük 350 kişi.
Peki bu minibüs başına günlük ortalama bin 350 kişi taşıma ne zaman gerçekleşir?
Mevcut şartlarda 2050'de bile zor, 2100 yılında belki...
Ne demiş mahkeme?
Sen bu konuda hiç bir araştırma yapmamışsın. Bu konan şart hayatın gerçeklerinden, olağan akışından çok uzak.
Başka?
Edirne Belediyesi bu sözleşmeye uymazsa astronomik rakam ödeyecek.
Ne mesela?
Eğer Edirne Belediyesi bu sözleşmeye uygun davranmazsa her minibüsün sahibine 175 bin tam biniş ücreti tazminat ödeyecek.
Bugün tam yolcu ücreti bir buçuk lira. Çarpın bakalım 175 binle... 260 bin liradan fazla bir para yapıyor.
Oysa minibüsçülerin en kabadayısı belediyeye 50 bin lira para vermediler.
Ne güzel değil mi?
Bir koy 5-6 al!
Minibüsçüler Edirne Belediyesi'ne 10 milyon lira bağış yaptılar ve böyle bir sözleşmenin ortaya çıkmasını sağladılar.
Sözleşmeye uymaması durumunda belediyenin minibüsçülere ödeyeceği toplam tazminat dudak uçuklatan cinsten: 52 milyon lira...
***
Yukarıdaki yazı güncel değil ama aklıma geldi, o sözleşmeyi hazırlayanlar arasından bazıları şimdiki belediye başkanı Recep Gürkan'ın yanında yamacında olabilir mi?
***
Seyfettin Selim dönemi Kırkpınar için kapandı.
Kente dışarıdan her gelene 'Edirne'ye ne yatırım yapacaksınız?' diye soru soran meslektaşlarımızın şaşkın bakışları arasında kapandı bu mevzu.
Fethullah Gülen cemaatine bir lise sözü veren Seyfettin Selim elini kolunu sallayarak gitti.
Geride bir heykel bırakarak.
Ha! Pardon bir de Şehit Aileleri Derneği'ne bir minibüs bağışlayarak.
Son zamanlarda 'Neden hiçbir yatırım yapmadı' soruları sorulmasa o da olmayacak.
Bundan Seyfettin Selim'le yediği içtiği ayrı gitmeyen Edirne'nin yerel basını sorumlu değil midir şimdi?
Heykelini dikenlere ne demeli peki?
***
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu neden gelip Kırkpınar'ı izlemedi, ödül ve CHP il binasının açılışına katılmadı?
Biliyorum merak ediyorsunuz?
Ama yerimiz ve zamanımız dar.
Başka bir yazıya..