Cüneyt Özdemir

Bir yol hikayesi

Cüneyt Özdemir

Bu yazı yolculuk sırasında yazılıyor. Şu anda İstanbul'dan Bolu'ya gidiyorum otobüs ile. Oradan Mudurnu'ya geçeceğim. Mudurnu UNESCO Dünya Mirası Listesine girmek amacıyla başvurusunu geçen yıl yaptı. Bu hafta görevlendirilen bir Uluslararası ICOMOS üyesi yerinde inceleme yapıyor. Ben de Danışma Kurulu Başkanı olarak orada olacağım. Biliyorum arkadaşım  Attila yine söylenecek 'bize ne senin gezdiği yerlerden' diye ama kusura bakmasın. Yollarda olan yol hikayeleri anlatır. Önce bir fiyat karşılaştırması yapayım: İstanbul - Bolu 5 saat ve 55 TL, İstanbul - Edirne ise 2.5 saat ve 50 TL, yani iki katı daha pahalı.

Önce Kahramanmaraş TKB Bölge Toplantısı ile başladım. Sosyal medya takipçilerim orada gördüklerimi paylaştığım fotoğraflarda görmüşlerdir. Oradan dönüp ayağımın tozuyla ICOMOS / ICAHM toplantısı için  Sicilya'ya gittim. Önce Palermo ardından Noto ve Siraküza kentlerini gezip fotoğrafladım. Palermo'yu filmlerden, dizilerden zaten bilirsiniz. Arşimet'in hamamda elinde tas, yarı çıplak fırlayarak buldum buldum diye haykırdığını ilkokulda okuttukları için de Siraküza da yabancımız değil. Ancak fazla bilinmeyen Noto dünyada oldukça önemli bir Barok kent. Aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası  Listesinde yer alıyor. Bu gezi sırasına Arşimet'in hamamının izini bulamadım ama mezarı diğer kaya mezarlar arasında yer alıyor. Bölgedeki bir başka mezarlık ise uzun süre fotoğraf çekmeme neden oldu. Avola Mezarlığında iki tür mezarı bir arada gördüm. Zenginlerin anıtsal taş işlemeli mezarları çok çarpıcı idi. Fakirlere ise apartman tipi çok katlı bloklar gibi çekmece mezarlar uygun görülmüştü. Ancak ortak özellikleri bakımlı, temiz ve taze çiçeklerle donatılmış olmalarıydı.

Ve sonrasında dört gün kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ köyünün kalesinde toplantımızı yaptık. Otobüs, tren erişimi olmadığı, taksi bulunmadığı için de otel ile toplantı arasında gidip gelerek ve bol hamur işi ile beslenerek tamamladık görevimizi.

Sicilya İtalya'nın en geri kalmış bölgesi, kendilerine özgü bir yaşamları var. Akdeniz ikliminin tüm meyve ve sebzelerini bulmak olanaklı. Bir ada olduğu için deniz ürünleri bol. Ancak onlar pizzanın anavatanı. Ayrıca İtalya deyince akla "pasta" diye adlandırdıkları makarna geliyor. Bu arada İtalya'nın önemli bir pirinçbir üreticisi olduğunu ve bir çeşit pilav olan risottolarının da ünlü olduğunu da söylemek gerekir.  Zaten onlar bunu kanıtlamak için tüm peynir ve zeytinleri, sebzeleri ve deniz ürünlerini makarna, pirinç ve pizzada garnitür olarak kullanıyorlar. Aslında zeytin ve zeytinyağı üretimi yaygın, bağları ve şarapları daha da ünlü. Bu aylarda bile yemyeşil doğası  nedeniyle yerli tür hayvancılık da önemli bir sektör.

Neyse bu kadar yeme içme yeter. Başka dostlarımızın alanına girmeyelim. Deniz, yeşil bir coğrafya ve Sicilya'nın en önemli markası Etna yanardağı var. Etna birçok yerden görülen muhteşem bir fotoğraf karesi. Ve bu mevsimde bile zirvesi karlarla kaplı.

Bu gezdiklerimi, gördüklerimi sosyal medya hesaplarında paylaşıyorum. Anlatmak yeterli olmasa da görseller gerçekten  etkileyici. Bunlara erişmek için yazılarımı da paylaştığım  web sitemdeki sosyal medya linklerini tıklamak yeterli. Adres şöyle: www.namikkemaldoleneken.com

Önümüzdeki hafta Gaziantep'te, Hititlerin Yesemek Heykel Atölyesi projesi kapsamında yapılacak ikinci Uluslararası Sempozyumda olacağım. Ondan sonraki hafta ise Restorasyon Fuarı ve Alan Yönetimi Eğitimi için Antalya'dayım.

Şimdilik hoşçakalın. 

Yazarın Diğer Yazıları