BİLMEK HAKKIMIZ DEĞİL Mİ?
Cüneyt Özdemir
15 Temmuz darbe girişiminden sonra
başlayan FETÖ davaları nedeniyle okuduğum iddianame, ifade mahkeme tutanakları
için ayırdığım zaman kadar ders kitabı okuma zamanı bulabilseydim şimdi belki
doçent belki de profesördüm.
O kadar çoktular ki!
Ama bizim mesleğimiz de bir anlamda ders çalışmayı
gerektiriyor.
Bir davanın haberini eksiksiz yapabilmeniz için bazen bütün
iddianameyi, bütün tutanakları okumanız gerekebiliyor.
Bugünlerde Edirne Belediyesi'ndeki müfettiş raporlarını
okuyorum.
Onlar da 10 sayfa, 20 sayfa, 30 sayfa.
İddianameleri, müfettiş raporlarını roman okur gibi
okuyamıyorsunuz.
Uzmanlık alanınız olmadığı için bazı yerlerini dönüp birkaç
kez okuyorsunuz.
Olmadı o konulardan anlayan bir dostunuza soruyorsunuz
'Burada ne demek istenmiş?' diye.
Bir-iki gün geçiyor yeni bir rapor ortaya çıkıyor.
Çoğu benzer konuda olduğu için aynı rapor olup olmadığını
ancak verilen rapor numarasından anlayabiliyorsun.
Bir raporu bitiriyorsunuz, yenisi çıkıyor.
Raporlardan görüldüğü kadarıyla durum pek iç açıcı değil.
Neyse ki, rapor içerikleri bugünkü yazımızın konusu değil,
onlar daha sonra.
***
Yukarıdaki girişten sonra şimdi ele aldığım bu ana konu
hakkında aslında hiçbir şey yazmayacaktım.
Çünkü biz konuyu 19 Eylül 2018 tarihli gazetemizde haber
olarak sürmanşetten vermişiz.
Ancak bu davada aslında taraf olmayan bir bilirkişisanat
tarihçisi profesör (ki polemiği uzatmamak için adını vermeyeceğim) yaptığımız
haberi beğenmemiş, sürekli arayıp 'Siz nasıl haber yapıyorsunuz? Davacıyı '˜ağa'
yapmışsınız) filan diyor.
'˜Ağa' dediği birazdan aşağıda detaylarını vereceğim davada
davacı pozisyonundaki kişi Tekirdağ Müzesi eski müdürü Mehmet Akif Işın.
Çünkü Işın'la eski bir husumetleri var.
'Biz gazeteciyiz, haber yapıyoruz, bizi aranızdaki husumete
karıştırmayın' diyorum ama anlatmak ne mümkün.
Tanıyanlar bilir; sabırlıyımdır ama en sonunda dayanamayıp
daha konuşma bitmeden telefonu kapattım.
Konu şu; Tekirdağ'ın Muratlı ilçesine bağlı Çevrimkaya
Mahallesi'ndeki tarihi bir kalıntı yakınlarında bir taş ocağı açılmak
isteniyor.
Şirket bakıyor ki, taş ocağı açacağı yerde taaa 1970'li
yıllarda tescili yapılmış bir tarihi kalıntı var.
Burası bir kale kalıntısı olarak biliniyor, köylüler de
orasını hep 'kale' olarak biliyor ve adlandırıyor.
Şirket, tescilin kaldırılmasını istiyor.
Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu inceleme yapıyor,
'olmaz burası tescilli tarihi bir kalıntı' diyor ve bu isteği reddediyor.
Yukarıda adını anmak istemediğim sanat tarihçisi 'burada
kale de kalıntı da yoktur' diye bir rapor veriyor.
Şirket bu raporu alıp Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek
Kuruluna başvurup tescilin kaldırılmasını istiyor.
Kurul da sanat tarihçisinin verdiği raporu dayanak alarak
tescili kaldırıyor.
Al sana sorunsuz, engelsiz taş ocağı arazisi.
Ancak Mehmet Akif Işın bunu Tekirdağ İdare Mahkemesi'ne
taşıyor.
Mahkemenin atadığı bilirkişi 'burada bir kale yok ama bulgu
ve buluntulara bakarak burada arkeolojik bir yerleşim yeri var ve korunmalıdır'
diyor.
Bu Tekirdağ İdare Mahkemesi'nin 2017/1293 Esas ve 2018/1115
Karar sayılı kararına şöyle yansıyor:
'Bilirkişi raporu ile dava dosyasında yer alan bilgi ve
belgeler, tarafların birlikte değerlendirilmesinden, uyuşmazlık konusu alanda
açılan karot çukurunun batı yan duvarı / kesitinde yapılan yüzeysel aramada
toprağın içinden bir adet kiremit kırığı, bir adet küp parçası ve bir adet
çanak çömlek parçası bulunması ve bu buluntuların Ortaçağa tarihlenmesinin bu
yerin antik yerleşim yeri olduğunu göstermekte olduğu, Helenistik döneme
tarihlenen kahverengi Megarakaselerinden herhangi bir kırık parçaya
rastlanmadığı, yüzeyde görünür bir yapı kalıntısı olmadığından, taşınmaz kültür
varlıklarının gruplandırılması ile ilgili bir durumdan söz edilemeyeceği, söz
konusu alanın bir kale yapısı niteliğinde olmadığı, uyuşmazlık konusu alanda
her ne kadar bir kale yapısı olmasa da keşif günü müşahede edilen bulgu ve
buluntular söz konusu alanda korunması gereken bir arkeolojik yerleşim
varlığını işaret ettiği görülmektedir.
Bu durumda, dava konusu işlemin, Tekirdağ İli, Muratlı
İlçesi, Çevrimkaya Mahallesi 118 ada, 38 ve 41 parselde yer alan 1. Derece
arkeolojik sit alanı olarak tescilli Çevrimkaya Kalesinin kale özelliği
taşımaması karşısında kale olarak tescilinin kaldırılmasına ilişkin kısmında
hukuka aykırılık bulunmadığı, ancak dava konusu alanda her ne kadar kale yapısı
olmasa da müşahede edilen bulgu ve buluntular söz konusu alanda korunması
gereken bir arkeolojik yerleşme yerini işaret ettiğinden arkeolojik sit
alanının kaldırılmasına ilişkin kısmında ise hukuka uyarlık bulunmadığı
sonucuna varılmıştır.'
Ve böylece taş ocağının önü bu aşamada kapanıyor.
Kızgınlık ve hezeyan bundan mı bilmiyorum.
Ama benim Trakya Üniversitesi'ne bu olayla ilgili bir sorum
olacak.
Bu olayda bilirkişi olarak görev alan sanat tarihçisi
üniversite tarafından mı görevlendirilmiştir?
Eğer görevlendirilmişse; arkeologlar dururken bir sanat
tarihçisi böyle bir iş için neden görevlendirilir?
Ama lütfen sayın üniversite yönetimi;
Her zamanki gibi kulağınızın üzerine yatmayın, cevap verin.
Biz de bilelim kamuoyu da'¦
Hakkımız değil mi bu kadarı?