Cüneyt Özdemir

Bilinç Yüklü Metinler

Cüneyt Özdemir

Fakat 18 Ekim 2019  Cuma günü öğle saatlerinde aldığım bir haber, hem kafamı, hem planımı altüst etti. Daha da önemlisi, beni bulunduğum mekândan alıp hem zaman, hem mekân bakımından çok uzaklara götürdü'¦ İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ndeki öğrencilik yıllarımızda Milli Türk Talebe Birliği'nin Cağaloğlu'ndaki binasında Kitap Kulübü vardı. Kulübün sadık üyelerinden biriydim. Nuri Pakdil'in Ankara'da çıkardığı Edebiyat Dergisi İstanbul'da sadece oraya geliyordu. Sedat Yenigün, Mustafa Miyasoğlu, Bekir Oğuzbaşaran, Abdullah Uçman ve edebiyata meraklı daha başka arkadaşlar aylık Edebiyat Dergisi'nin oraya gelişini dört gözle bekliyor ve gelince de adeta kapışıyorduk'¦

'Edebiyat Dergisi, bugüne özgü bir bilinci temsil ediyordu, bugünün bilinci üzerinde yoğunlaşıyordu, bugünün gereklerine yanıt verebilecek bir içerik üretiyordu; bugüne karşı, bugün için zorunlu olan sorumlulukları taşıyordu.'

Aldığım haber, Ankara'da yaşayan Nuri Pakdil'in ölüm haberiydi. O gün ve onu takip eden günlerim Nuri Pakdil'i, Edebiyat Dergisi' ni ve dergi üzerinde arkadaşlarımla bitmek tükenmek bilmeyen konuşma, hatta tartışmaları hatırlamak ve gözlerimin önünde canlandırmakla geçti. Benim gözümde Nuri Pakdil, iki düşünceyi temsil ediyordu. Yazılarında ve kitaplarında anlattıklarını şu iki noktada toplamak mümkündü: 1) Çağ içindeki Müslümanların ödevini göstermek, 2) Çağ içindeki Müslümanları bilinç sahibi yapmak. 

Şimdilik ikincisi üzerinde kısaca durmak istiyorum.

Nuri Pakdil, Edebiyat Dergisi'ndeki yazıları ile bazı kitaplarında çağımız Müslümanlarına bilinç kazandırmak istiyordu. Ama bu, o kadar kolay olmuyordu. Bunun önemli sebeplerinden biri, dilimizdeki 'bilinç' kelimesinin, 'bilmek' kökünden gelmesidir. Bu sebeple bazıları 'bilmek' ile 'bilinç' kelimelerinin anlamlarını, çoğu zaman, karıştırır, en azından aralarındaki farkı gözden kaçırır. Onlar 'bilinc'in de 'bilmek' gibi bir anlama geldiğini sanır. Oysa 'bilinç' , bilmenin yanında bambaşka bir anlam inceliğine ve derinliğine sahiptir. 

Arapça ve İngilizce'de bilmek ile bilinç kelimelerinin anlamlarını ayrı ayrı anlatan kelimeler vardır. Bunlar Arapça'da 'ilm'in yanında 'şuur', İngilizce'de 'to know'un yanında 'the conscious' kelimeleridir.  Bu sebeple bu dillerde 'bilmek' ile 'bilinç' kelimelerinin anlam ayrılıklarını algılamak ve algılatmak daha kolaydır. Ayrı kelimeler oldukları için en azından içerdikleri anlamların da ayrı olacağı daha başından bellidir. Bununla beraber bu kelimelerin bulunduğu dillerde herkesin 'bilinç'le donanımlı olduğunu söylemek mümkün değildir. 'Biliç'le donanımlı olmak, aldığı eğitim ve okuduğu kitapların yanında biraz da kişinin iradesiyle ilgili psikolojik bir kazanımdır.

'Bilinç', kişinin konumunu, ülkesinin menfaatlerini, çevresindeki nesne ve olayların niçin var olduklarını, nereye yöneldiklerini ve gittiklerini, anlama ve algılama çabasıdır. 'Bilinc' i bir milletin gençlerine orta ve yükseköğretim kurumları verir, vermelidir. Bunun yanında o ülkenin bilim, sanat ve sorumluluk duygusuna sahip siyasetçileri de yazdıkları eserleriyle bu göreve katılırlar. 'Bilinç' yüklü bir metin, okuyucuyu önce sarsar, sendeletir, sonra konumuna ve yönüne bir açıklık getirir. Düşündüklerimi bir örnekle açılamak istiyorum. Hilmi Ziya Ülken'in bitmek tükenmek bilmeyen kuru bilgilerle dolu eserlerinde, kanaatime göre, 'bilinç' yoktur; Cemil Meriç'in ise iki sayfalık bir yazısında bile bir 'bilinç' vardır.

Bütün bunları Nuri Pakdil'in Biat'larındaki denemelerinin içeriğiyle ilgili söyleyeceklerime bir hazırlık ve bir zemin oluşturmak amacıyla yazdım. Onun Biat I, Biat II ve Biat III adlı kitaplarında topladığı denemeleri, 'bilinç yüklü' metinlerdir. Bunlar günümüz Müslümanlarının kimliğini, konumunu, çağını ve çağ içindeki ödevlerini ortaya koyan, daha doğrusu onlara 'bilinç kazandıran' metinlerdir. Yarından tezi yok, gençlerimizin, süngerin suyu emmesi gibi bu kitaplardaki düşünceleri emmeye başlamalarının tam zamanıdır.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları