Cüneyt Özdemir

Benim Mazeretlerim Var, Onlar Asabi

Cüneyt Özdemir

JANDARMA TÜRKÜLERİ
Sizleri bilmem ama ben bir sürü jandarma türküsü dinledim. Bunda şaşacak birşey yok. Halk en çok gördüğü neyse ona türkü yakmış. Ben de her hafta en az bir kez karşılaşıyorum. Otobüs ile Edirne'ye her gelişimde gişeleri geçince kimliklerimiz toplanıyor. Sorunlu yolcu varsa o iniyor, bir süre de onu bekliyoruz. Özellikle gece geç cevap saatlerde daha da zor geliyor beklemek. Baktım ki bu gidişle ben de jandarma türküsü bestelemeye başlayacağım, başarısız olmak da var, daha iyi becerdiğim yazı yazmayı denedim.

Sayın Jandarma Alay Komutanım, Sayın Albayım ben de sizin gibi güzel ülkemizin her köşesinde görev yapıyorum. Böyle sürekli kimlik kontrolünü ben başka yerde görmedim. Biliyorum OHAL var, yasalar kimlik bulundurma zorunluluğu getiriyor. Bu yapılanların yasa kitabında yeri de var. Biliyorum 15 Temmuz'da alınan önlemler başka bazı alanlarda da sürdürülüyor. Ancak bunlar her yerde uygulanıyor bile olsa doğru olduğu anlamına gelmez. Anlıyorum yasadan kaçmaya çalışanları arıyorsunuz. Otobüste bulabiliyor musunuz, doğrusu ya ondan kuşkum var.

Ben güvenlik konularından anlamam, ancak bir kanun kaçağı olsam her biri tek tek aranan Edirne otobüsleri ile gelmezdim. Örneğin siz yurtdışına giden onlarca otobüste bu kimlik kontrolünü yapmıyorsunuz. Otomobillerin denetlendiğini de görmedim. Burada bir gariplik var bence. Yasal olarak bilet alan her yolcunun TC kimlik numarasının alınması gerekiyor. Ve tüm otobüs biletleri bilgisayar ağı üzerinden kesiliyor. Yani o ağdaki bilgilerden otobüsteki yolcuların kimler olduklarını alma olanağı var. Aynen konaklama tesislerinde kalanlar gibi raporlama teknik olarak çok kolay.
Otobüs firmaları bilet keserken bu görevlerini yapmıyorsa bunu çözecek olan ben değilim. Ha otobüs firmalarının yasalara uymama hakkı varsa onu bilemem. Bir vatandaş olarak öğrenmek istediğim bir şey var: OHAL döneminde görev bölgenizde yurtdışına kaçmaya çalışırken kaç kişi yakalandı ve bunların kaç tanesi otobüs yolcusuydu?

OTOBÜS DEDİK YA...
Ortaokul döneminden beri otobüs yolculuğu yaparım. Edirne'de eski yeni otobüs firma sahiplerinin hepsini tanırım. Hepsine iyi kötü bir merhabamız vardır. Zaman zaman onlar ile de bu konuları konuştuğumuz olur. Edirne'de hiçbir dönemde diğer bölgelerdeki kalitede bir yolcu taşımacılığı olmadı. Örneğin 1960'lı yıllarda Türkiye'de yaygın olan ayakta yolcu alma bizde 1980'lerde halen sürüyordu. Rekabet dönemleri genellikle kalite yarışması değil fiyat rekabeti olarak geldi ki bu da kaliteyi daha da aşağı çekti

Bugün taşımacılıkta hala kötüyüz. İki saatlik yolda yakıtı biten araçlar oluyor ki biri de benim başıma geldi. Bu yaz yolda kalmış ondan fazla araç gördüm, ne yazık ki bazı otobüslerin hurdaya çıkması gerekirken hala seferde olması bizim gerçeğimiz. Kaldı ki Edirne hattında çalışan otobüsler vardiyalı fabrika gibi hiç durmuyor, diğer illerde olduğu gibi saatlerce yatan araç yok.

Otobüs konusunu gündeme getirmeye bir paylaşım sonucu yapılan yorumlar nedeniyle karar verdim. İki hafta, iki ayrı araçta aynı sorun yaşanmıştı. Tepedeki havalandırma deliklerinin kapakları düşmüş,  oradan gelen soğuk hava yolcuları olumsuz etkileyince farklı denemelerden sonra delikleri  plastik bardaklarla tıkamışlardı. Burada çekilen fotoğrafı facebookta paylaşınca altına sayısız yorumlar yapıldı. Bazıları kara mizaha  sarıldı, bazıları firmaları, sahiplerini veya belediyeyi eleştirdi. Ancak bana en çok dokunan bir eski dostumun: "Namık ülkemizde hala böyle şeyler var mı?" demesi oldu, ben utandım.

OTOBÜSLERDEN HAFRİYAT KAMYONLARINA
Bizim otobüslerimize dokunduk,  ülkede ise daha güncel olan birşey var. Yolculuk sırasında özellikle İstanbul'da yarışan kamyonları görüyoruz. Gazetelerde,  televizyonlarda yine hafriyat kamyonu terörü diye yer alıyor karıştıkları kazalar. Neden diye düşünen ya da bilen var mı?
Taşaron işçi  konusu yine gündemde, her seçim yaklaştığında olduğu gibi enine boyuna tartışılıyor. Peki o "terörist" kamyonların da taşaron olduğunu söylersem. Yani taşeronun  sadece kamu çalışanları ile sınırlı olmadığını, hatta özel sektörde daha da yaygın olduğunu bilmenizi isterim. Özel sektörde daha az itici bir adı var : 'alt yüklenici'. Bir yüklenici (müteahhit) bir işi üstlendiği zaman bazı işleri kendi yapmaz, bir taşerona daha az kar ile verir. Bazı büyük işlerde o taşeron da işi parça parça başka 'alt yüklenicilere' yükler. Her aşamada alttakinin kârı daha da azalır. Kamyoncular en alttakilerdir ve anlaşmaları sefer sayısı iledir. Sabahtan akşama çalıştıklarında alacakları para ancak masrafları karşılar. Ve kar etmenin tek yolu sabah ilk yüklemeyi alıp, gün içinde yarışarak fazladan bir sefer yapabilmektedir.
Bu "hafriyat kamyonu terörü" kimin terörü karar sizin.
 
Diğer büyüklerimiz yanlış anlamasın, onları ihmal etmiş değilim,  ancak yerim kalmadi. Haftaya da onları överim.  

Yazarın Diğer Yazıları