Ben de Maradona'ya selam verdim
Cüneyt Özdemir
Maradona 1,65 boyunda bir futbol deviydi. Fakir bir ailenin çocuğu olarak Arjantin'de doğmuş, yeteneğiyle tüm dünyada konuşulmuş ve milyonlarca futbolsever tarafından saygı görmüştür. Barselona'daki bilek kırılması sakatlığından sonra kendini toparlayıp yeşil sahalara dönmüş fakat kısa bir süre içinde Napoli'ye transfer olmuştur. Napoli İtalya'nın birçok bölgesinde insanlarının yaşayış tarzı ve kültüründen dolayı pek sevilir bir şehir değildir. Bu yıllar önce çok daha derin hissediliyormuş ama son yıllarda yetişen yeni nesil bu farkı kapatma çabasında ve başarılı bir şekilde gidiyorlar. İtalya'da birçok kez şahit olduğum bir söz var. Bir yerin dağınık, düzensiz ya da pis olduğu durumlarda orta ve kuzey İtalya'da yaşayan İtalyanların kullandığı kelime aynen şöyle; 'Kusura bakma ama Napoli'de misin?' Ya da kendilerine göre görgü kurallarına uymayan bir davranışta bulunanlara 'Sen Napolili misin?' diye laf atıyorlar. Ben gülüp geçiyorum böyle konuşmalar duyduğum zaman. Çünkü Napoli'de bir haftadan fazla bir süre kaldım. Hatta benim ziyaret ettiğim yıl İtalya Kupasını onlar kazanmıştı. 2014 yılı olması lazım, kupaya giden yolda oynadıkları bir maç esnasında ben arkadaşlarla bir mekandan çıkıyordum. Maçı kazanan Napoli'nin çılgın taraftarları sokağın her yerinde sevinç gösterileri yapıyorlardı. Geçen arabaları durdurup sallıyorlar ve bayraklarla kornalarıyla ortalığı çınlatıyorlardı. Napoli aslında biraz Türk, yani bizden çünkü İtalya'nın kuzeyine gidildikçe bu tarz kutlamaları göremiyorsunuz. Güvenlik güçleri bu tarz işlere pek izin vermiyorlar. İşte az önce bahsettiğim 'Napoli'den mi geliyorsun?' ya da 'Napoli'de misin?' sözünün biraz açıklaması burada yer alıyor gibi. Ben bir Türk olarak bu tarz işlere alışık olduğum için bana garip gelmedi aslında, ne yalan söyleyeyim.
Neyse asıl
gelmek istediğim konu Maradona'nın bu insanlara bir ilah gibi geliyor olması.
Küme düşmek üzere olan Napoli'ye gidiyor ve büyük başarılara imza atıyor. Lig
kupaları kazanıyor ve Güney İtalya'nın sanki bir savaşçı lideri oluyor çünkü
size karşı olan ön yargıyı kırmak, insanların koca bir şehri kötülemesi pek hoş
şeyler değil. Napoli'nin başarılı olması bu insanların gururu ve övünç
kaynadığıydı daha Türkçesi. Bizde de yapılır ara sıra bu tarz şeyler ama espri
mahiyetinde. 'Hangi küüdensin sen be ya?' gibi ama gidip de ne köy adı koyarız
başa ne de şehir. Herkesin usul ve adabı başka tabi, bizi ilgilendirmiyor.
İlk
pizzanın Napoli'de küçük bir dükkanda ortaya çıktığı söyleniyordu. Biz de
arkadaşlarımla o pizzacıya gidip bir şeyler yemek ve şehri dolaşmak için ertesi
gün sokaklara indik. Deniz kenarında on numara bir şehir, trafik ve insanların
koşturması açısından İstanbul'un tıpa tıp aynısı desem sanırım yalan olmaz.
Hayatımda ilk defa bir araç bana çarptı. Dirseğime arabanın aynası geldi,
önemli bir şey değildi Allah'tan. Kaçıp gitti tabii çarpan. Sonra ben bu durumu
bir rehber arkadaşa anlattım ve o da bana güldü. 'Burada motosiklette kask
takanı polis durdurur' dedi. Trafik o derece vahim işliyor demeye getirdi yani.
Kuralsız biçimde yaşayanlar şehri biraz, tabii kuralları olan bir dünyada
yaşayanlar için. Hayatınız Napoli'de geçiyorsa; orada doğmuş ve büyümüşseniz
bunlar büyük ihtimalle size rahatsızlık vermez. Şehrin sokaklarında ilerlerken
önünde kuyruk olan bir bar gördük. Haliyle gidip baktık tabii ne oluyor diye.
Hiçbir şey olduğu yok aslında. Kuyruğun sebebi barın girişinde bir cam
çerçevede asılı duran saç teli. İçeri giren ona bakıp, selam verip bardan
içkisini alıyor ve kadehini kaldırıyordu. İlk başta anlamak zor değil mi? Eh
biraz zor tabii. Arkadaşlarla dedik gelmişken biz de bir ayin yapalım bari.
Saça baktık, selam verdik ve bardan içkimizi alıp ona kadeh kaldırdık. O saç
kimin saçıydı biliyor musunuz? O saç Diego Armando Maradona'nın saçıydı.
Maradona'ya selam olsun, ışıklar içinde uyu küçük dev adam...