Ben de kandırılmışım'¦
Cüneyt Özdemir
İkinci örnek Antalya'dandı. Görüntülerde tepkili bir kalabalık zabıtalarla itişiyor, bariyerleri yıkıyordu. Birden o kalabalık bir kadına saldırdı. Doğal olarak daha da ilgimi çekti, belediye, kızgın kalabalık ve tartaklanan bir kadın'¦
İzleyince konuyu çözdüm. Bir ihale söz konusuydu. Belediye mülkiyeti kendine ait taşınmazları satılığa çıkarmıştı. İhaleye katılmak için gelenler o alanda evleri olanlar ve yaşayanlardı. Tepki gösteren ve kadına saldıran bu kişilerdi. Hep bir ağızdan, panik içinde 'yerlerimizi elimizden almak istiyor' diye bağırıyorlardı. Belli ki orada oturmayan, ancak arsa, arazi spekülasyonu yapan biri veya onların temsilcisiydi kadın. Orada yerleşik insanların geleceği önemli değildi onun için, çıkar ve rant tanrısına tapınanlardan biriydi. Zaten Antalya'da geçtiğimiz yıl bir arkadaşımın tapulu malını bile elinden almışlardı ve ne yazık ki derdini kimseye anlatamamıştı.
'Bu konu neden bu kadar ilgini çekti ki?' diyenleriniz olabilir. Ancak bu tür olayların kendi kentlerinizde olmadığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Başımdan geçen, benim yaşamımı belki de Edirne'nin geleceğini etkileyen bir olayı anımsattı bana bu haber. Yer Edirne, Edirne Belediyesi, Encümen Başkanı olduğum dönemler, bir ihale yaptık. Ancak önce bir bilgi vereyim. Yeni imara açılan alanlarda imar uygulandığında parsel büyüklüğü 800 m2'den küçük kalan taşınmazlara belediye ortak edilir ve ilgilisinin talebi halinde belediye hissesi satılırdı. Satılırdı ancak Belediyeler hiçbir taşınmazı ihalesiz satamadığı için bir ihale yapılırdı. Elbette başka birinin parseli ile hisseli küçük bir parça için diğer kişiler ihaleye girmezdi. Ben de öyle sanıyordum.
Bir gün kendi taşınmazı 775 m2 olan kişinin 25 m2 belediye hissesini almak için talepte bulunduğu bana ilgili belediye çalışanları tarafından iletildi. Böylece 800 m2 olduğunda yapı ruhsatı alabilecek büyüklük sağlanmış olacaktı. Dosya Belediye Encümenine geldi, ihale açık yapılıyor katılacakları davet ettik. İçeri bir kadın geldi ve ihaleye girmek istediğini söyledi. Ben şaşkındım çünkü ihaleye gelen arsa hissedarı değil, taşınmaz spekülasyonu yapan bir müteahhidin temsilcisiydi. Yapacak bir şey yoktu. 'Evraklarını inceleyin' dedim, görüldü ki, kimlik almamıştı yanına. Bunun üzerine tanıyor bile olsak eksik evrakla ihaleyi yapamayacağımı söyledim.
Toplantıdan sonra dosyayı hazırlayan arkadaşlara taşınmazın diğer paydaşına 15 gün sonra ihaleyi yinelemek zorunda olduğumu haber vermelerini söyledim. Bana ilgili kişinin o gün parayı tamamlayamadığını söyleyerek, konuyu onunla konuşacaklarını söylediler. 15 gün sonra yine Encümen toplantısı, yine ihale gündemi ve yine taşınmazın sahibi değil aynı hanımefendi ihaleye girmek için geldi. Bu kez tüm belgeler tamamdı, ihaleyi yaptık. Yaptık ama içim rahat değildi, Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi ile konuyu görüştüm. Yapılanı etik olarak doğru bulmadığımı, o 25 m2 hisseyi alınca 775 m2 asıl hisseyi sahibinin elinden almanın zor olmayacağını ve kişinin mağdur olacağını aktardım. O da beni haklı buldu ve ihaleyi onaylamadı.
Arsa hissesini almak isteyen müteahhit ile uzun yıllardır tanışıklığımız vardı. İş hayatında ve sosyal yaşamda hiçbir sorunumuz olmadığı gibi zaman zaman birbirimize yardımlarımız da olmuştu. Bu yaptığımın o hanımefendi ve patronunun kişiliği ile ilgisi yoktu. Ben sadece doğru bildiğimi yapmış ve sonucun çok büyüyeceğini de tahmin etmemiştim. Açıkçası o gün o dosyayı hazırlayan arkadaşlarımızın da bu tezgahın içinde olabileceğini düşünmemiştim. Bugün zaman geçip olanları yan yana getirdiğimde bu konudan emin değilim. Ben de kandırılmış olabilirim diye düşünmeden edemiyorum.
O günden sonra olayın ayrıntıları belki de abartılarak aktarılan müteahhit bana düşman kesildi. Bizleri tanıyan birçok kişi durup dururken ortaya çıkan bu duruma bir anlam veremiyordu. Hatta bir gün bir ortak dostumuz ona konuyu sormuştu: 'Namık senin hakkında hiçbir kötü söz bile söylemezken senin onunla ne sorunun var?' Yanıt kısa ve netti: 'O bilir, aramızda 25 m2 var!'
Sonra bana karşı olanlara destek verdi, tüm varlığı ve benliği ile yaptı bunu. O kadar ileri gitti ki bir milletvekili önseçiminden sonra benim karşı olduğumu beyan ettiğim sonuç çıkınca oy kullanılan okulda yüksek bir yere çıkıp 'Namık istifa' diye slogan attı. Zaten orada bulunmasının nedeni de buydu. Emrinde çalışan taşeron işçileri kontrol altında getirip istediği yönde oy kullandırmıştı. Belediye Başkanlarıyla iyi ilişkilerini sürdürdü, destek verdi. Birçok işini de başarıyla sürdürüyor.
Elbette çok zaman geçti, köprülerin altından çok sular aktı. Şimdi aynı şekilde düşündüğünü sanmıyorum. Nitekim bugün beni gördüğünde elimi sıkacak hal hatır soracak kadar 25 m2 hesabı görülmüş ve kapanmış sayıyor.
Onun adına ihaleye giren kadın ise şimdi o ihaleler konusunda karar verenler arasında, kentimizin çok saygıdeğer ve geleceği parlak bir siyasetçisi.
Antalya nire, Edirne nire. Bir belediye, bir ihale, bir kadın ve haksızlık karşısında isyan edenleri görünce birden bunları anımsadım. Haklı mıyım, haksız mıyım, karar sizindir.