Yazmak kolay konu bol da, ne yazsam birine batıyor. Bu gazete köşesi de babamın malı değil, ama memleket bizim. Resmi kurumlara dokunsam Vali kızıyor, Belediye desem Başkan şikayet ediyor, STK desem bizim tayfa zaten bana isyankar, kültür mirası desem meşhur hoca 'sen kimsin?' diyor, hadi ucundan anlarım imar desem mimar, müteahhit 'aman' diye feryatta, hepsini geçtim de 'çukur' dedim diye Yaşagül fırçalıyor. Uzun lafın kısası kimse mutlu olmuyor, yazmasam 'huzur bulsalar' diyorum bu defa ben aynaya bakıp 'ne o tırstın mı?' diye laf sokuşturuyorum kendime.
Şöyle bir göz attım şimdiye kadar yazdıklarıma az bile yazmışım. Amacım uyarmak, yol göstermek yoksa sıfırcı hoca gibi oymak benim işim değil.
Önce Selimiye'nin önündeki kazı alanından başlayayım, gördünüz mü çukur demedim, adam (!) olma yolunda hızla ilerliyorum. Orasına 'kazı alanı' demek gizli gündemi olanların kafasındaki çukurluğu ortadan kaldırıyor mu? Hayır... Az bile yazmışım, çukur demekle hafif ifade kullanmışım o zevat için. Şayet dediğimden de kötü olmasaydı niyet bugün kazı alanı hala Fatih ve Topları arkasına gizlenmiş durur muydu? 3 Mart 1924 tarihinde, genç Cumhuriyet iki bakanlığı kaldırdı. Genelkurmay Başkanı kışlasına dönerken, Efkaf (Vakıflar) da kabine dışında bir genel müdürlüğe dönüştürüldü. Ayrıca vakıflar bürokrasisinin kendilerine kutsallık vehmettikleri şeriye bölümü de ayrılarak diğer kamu görevlileri ile eşdeğer hale getirildi.
Tarih önemli, Vakıflar ilk kurulduğunda bilgili, ahlaklı özel kişilere teslim ediliyordu. Bugünkü Vakıflar bürokrasisi bu eserlerin gerçek sahibi değil. Bu bürokrasinin yerini genç Cumhuriyet tanımlıyor, tenzili rütbenin (rütbe indirimi) anlamı açık, haddinizi bilin demek. Eldeki değerleri çarçur eden, hergün restorasyon ve "ihya" diyerek bir başka rezalete neden olanlar şimdi aynı bayat tezgahları Edirne'de sahneye koymaya çalışıyorlar. İfadelerim ağır, bilerek kullanıyorum. Koruma Yüksek Kurulu'na itiraz eden de bu bürokratlar. Aslında bekledikleri bir işaret, bilimsel bir karar falan değil. Yazık Edirne bunların eline kalmış...
Bir anı var aktarmak istediğim. Anlatacaklarım imar planı ve altyapı konusunda. Bugün ile hiçbir ilgisi yok. 2004 Yılında Belediye Meclis üyesi olduğumda yeni onaylanmış bir imar planı bulduk önümüzde. Çevre yoluna kadar alanları da kapsayan bu imar planını değerlendirdik. Birincisi bu kadar geniş bir alanın imara açılması acil bir ihtiyaç değildi. İkincisi bu alanda altyapı yapmak zordu çünkü eski imar planı için hazırlanan altyapı projeleri bile durdurulmuştu. Yeni planın eski altyapı projesi ile bütünleşebilecek alanların dışında kalan bölümü iptal ettik. Aslında bu konuyu anlamak için teknik bilgi şart değil. Yağmur suyu ters yöne akmaz, tepeden eteğe doğrudur akış yönü. Bu nedenle altyapısı mevcut veya projesi olan eğimli alanların arka yüzü imara açılırsa kente maliyeti birkaç kat fazla olur. Nokta.
Selimiye ve Mimar Sinan Vakfının paraları ne oluyor diye sordum birçok kez. Geçenlerde ETSO Başkanı Recep Zıpkınkurt bir açıklamasında sadece Hamzabeyli'den aylık 150 bin lira gelir geleceğini belirtti. Ve açıklamada bu Vakfın kısa vadede planladıklarından da söz etti. Demek bu konunun da daha çok konuşulması gerekecek. Bir başka yazıya kalsın o da.
Daha çok anlatacaklarım var, böyle sakıncalı olan konular dışında da konu bol. Hemen bir ipucu vereyim. Israrla üzerinde durduğum kumar konusunda bir sivil insiyatif oluşumu başladı, yakında kamuoyuna dönük etkinlikler de göreceksiniz. Şimdilik bu kadar, daha önümüzde üç mevsim var yaza kadar. Yazmaya devam edeceğim dosta düşmana ilanen tebliğ olunur...