Ama gene de dönüyor! (2)
Cüneyt Özdemir
Aynen öyle yapıyordum. İyimser ve umutlu kalmaya devam etmek istiyorsam evimin kapısını camını kapatıp, olan biteni görmezden gelmeye çalışmalıydım. Ama bilmiyordum ki bir deve kuşu gibi kafamı gömerken kıçım açıkta kalıyordu! Kötü haberleri 'zaplamaya', kızdığım ya da çok üzüldüğüm gönderileri okumadan parmağımla kaydırmaya, gözlerimi sıkı sıkı kapamaya, ağrım geçecek diye uyumaya çalışmak da yorucuymuş. Tam da kafamı gömdüğüm yerin altından gözlerimi kaçıramayacağım yakınlıkta yükselince acı ona dik dik bakmak zorunda kaldım. Savunma mekanizmalarım devre dışı kaldı, Pollyanna işten kovuldu. Sana şu kadarını söyleyeyim, onu tekrar işe alacağımı biliyordum, benim yaşamaktan anladığım bu çünkü. Geç kalma endişesiyle kahvaltı etmeye çalışırken çayımdan bir yudum daha almak yerine kızımın söylediği bir şeye gülmeyi tercih edebilirim. Çiçeklere uzun uzun bakmak için vakit ayıran o alık benim. Acıya dik dik bakarken hemen aklıma bi şey gelmedi tabii. Nutkum da tutuldu aklım da. Ve fakat onu tüm hücrelerimle içmeye başlarken de, görmezden geldiğim zamanlarda bile 'olursa ne yaparım, yapabileceğim neler var' diye düşündüğümü fark ettim. Buraya iki satır yazmaktan fazlasını kast ediyorum. Bu yaşantımı derinden etkileyen kişisel acılarla ilgili değil sadece. İçinde birlikte yaşadığımız dünyanın diğer acılarıyla da ilgili. Kokteyl yapıp için demiyorum. Size görünen, çarpan, sürtünenler olacaktır. Oluyor. Ve yerin altından konuşuyorum Dostoyevski gibi. Hayatta kalma içgüdüm beni bencil, çıkarcı, umarsız yapıyorsa bunu fark ve kabul etmem puan tablosunda eksi değil artıyla gösterilir. Ama ikinci artıyı almak için bunları fark etmekten fazlasını yapmam gerekir. Değiştirebiliyor muyum? Fark ettiğim olumsuzluğa ve acıya doğru tek bir adım atıyorum, sonra bakıyorum hafif tempo yürümeye, ardından koşmaya başlamışım. Aksi yöne değil direkt üstüne doğru. Bana çarptığında da hayatta kaldıysam ondan daha güçlüyüm demektir. Yine Kafka ile devam edeyim:
'Ve işte o zaman öğrenmeye başladım! Oh, insan zora gelince öğreniyor, bir çıkış yoluna kavuşmak istedi mi öğreniyor, hiçbir şeye aldırış etmeden öğreniyor! Kamçıyla denetliyor kendini, öz varlığında en ufak bir direnişle karşılaşmaya görsün, etini kıymık kıymık ediyor.'
Bir arkadaşım geçen gün yaşamın gerçekleri hüzünden de güçlü mealinde bir şey yazmıştı, çok beğendim. Yeterince hüzünlenmeye bile vaktimiz olmuyor çünkü birinin soğanları kavurması gerek demiş. Hakikaten birinin soğanları kavurması, çiçekleri sulaması, düşeni kaldırması, elindekini paylaşması, güzeli öğütlemesi, sevmeye devam etmesi gerek. Aksi halde dönmesin dursun, müsait bi yerde insin.