Cüneyt Özdemir

Afganistan Ve Atom Bombası

Cüneyt Özdemir

Yukarıda adını zikrettiğim meslektaşım İrfan Sapmaz, 7 Ekim 2001 yılında Amerika'nın Afganistan'a başlattığı savaşı bütün dünyaya duyuran ilk gazetecidir.
O dönem DHA muhabiridir.
Kuzeyden gizlice girdiği Afganistan'ın başkenti Kabil yakınlarında konuşlanmış ve saniye saniye savaşın ne zaman başlayacağını beklemektedir.
Savaş başlar, ABD bombaları Kabil'i dövüyordur.
İrfan, haberi bütün dünyaya o dakika duyurur.
Dünyanın dev haber ajanslarının, televizyonların muhabirleri savaşın başladığını İrfan'dan ancak yarım saat sonra duyurabilirler abonelerine, izleyicilerine.
'Tamam da bize ne?' ya da 'Bu yazıyla ne alakası var?' diyenler çıkabilir.
Anlatacağım'¦
***
Gazetecilikte önemli bir haberi ilk duyuran kişi ya da kuruluş olmak önemlidir.
Hem de öyle bir olayı, dünyaya ilk siz duyurursanız (İrfan Sapmaz örneğinde olduğu gibi) o artık mesleki bir madalyadır göğsünüzde.
***
Afganistan savaşından Türkiye'ye, Edirne'ye dönelim.
Gazetecilikte bir haberi, bir olayı en son duyanlardan birisi sen olmamalısın, bu önemli.
Geçen Perşembe akşamı saat 20.00 sıralarında bir tanıdığım aradı, 'Abi biliyor musun, Sayısal Loto milyoneri ölmüş' dedi.
O akşam da bir grup arkadaşımla sözleşmiştik, buluşup yemek diyeceğiz, Edirne'de, Türkiye'de, dünyada olan bitenden konuşacaktık.
Bu arada GÜNDEM Gazetesi basılmış, gazeteye haberi koymanın imkanı neredeyse yok gibi.
Üstelik tanıdığım kişi bu haberi biraz da kulaktan duyduklarıyla bana aktarıyor.
İnisiyatif kullandım ve basılı mecrada yer vermek üzere ertesi gün sabahtan itibaren konuyla ilgilenmeye karar verdim.
Ayrıca gazeteciyiz, rakiplerimizi bu güne kadar sayısız defa atlattık, pekala onlar da bizi atlatabilirler diye düşündüm.
Yemek geç saate kadar sürdü.
Eve gittiğimde sosyal medyaya bir göz attım, rahmetlinin okul arkadaşı da ölüm haberini kendi hesabından duyurmuş.
Gazetecilikteki '˜double check' kuralı da oluşmuş nasılsa.
Oturdum gazetemizin internet sitesine haber yaptım ve bunu ayrıca sosyal medyada paylaştıktan sonra vurdum kafayı yattım.
Sabah dostlarımdan birisi uyardı; sen haberi akşamdan paylaşmışsın ama aynı haberi, sitesinde sabah yayınladığı halde 'Edirne bu haberi bizden öğrendi, sonra bizi takip ettiler ve haber yaptılar, işte farkımız' falan diye yazanlar var.
İsim istedim, verdiler.
Baktım Edirne Haber Gazetesi'nden Kerim Abi (Yurk) yapmış bu paylaşımı.
Haber Edirne Haber Gazetesi'nin internet sitesinde haber Cuma sabahı 08.51'de yayına konmuş.
Allah, Allah!
Biz geceden yayınladık, hangi cesaretle bu kadar iddialı oluyorlar, bu kadar afra tafra yapabiliyorlar?
Dönüp inceledim, bizim haberin www.gundemedirne.com sitesinde yayınlanış saati 02.08.
Saniyesi de var ama Edirne Haber'in sitesinde saniye belirtilmediği için onu buraya not etmiyorum.
Arada 6 saat 43 dakika var.
Yani bir haberi, bizim yayınımızdan 6 saat 43 dakika sonra yayınlayacaksın, sonra şark kurnazlığı'¦
Bu iddialı sözlerin altına haberin linkini yapıştırdım, belki hatalarını fark ederler, mahcup olurlar, özür dilerler.
Nerede?
O günden bu tarafa '˜tık' çıkmadı.
Oysa hepimiz insanız, görmemişinizdir, yanılmış, yanıltılmışsınızdır.
Fakat bu kadar iddialı olmaya kalkmadan önce keşke etrafınıza, rakiplerinize, meslektaşlarınıza bir baksaydınız.
'Ofsayt, mofsayt ama ben golümü attım' deyip kurnaza yatmakla bu işler olmaz.
Dikkatli okuyucu bu kurnazlıklarınızı zaten fark eder.
Kimse kusura bakmasın, fark edemeyen okuyucuya da bu kurnazlığı anlatmak benim görevim.
***
'Arkadaşlar hava basmayı biraz abartmışlar, gerçekleri göz ardı ederek hareket etmişler, bunu bu kadar büyütecek ne var?' diyen de çıkabilir.
Ama hayır!
Bunları uyarmazsan, yaptıklarını teşhir etmezsen bu devam eder.
Onlar kurnaz biz aptal.
Onlar süper gazete, süper gazetecilik yapıyor, biz 'laf olsun torba dolsun' kabilinden yapıyoruz bu işi.
Öyle mi?
Yok öyle yağma'¦
***
Edirne Edirne olalı böyle tartışma görmedi.
Yemiş Kapanı Hanı'nın temelleri bulundu ya bir kesim oranın yeniden ayağa kaldırılmasını istiyor.
Bir başka kesim ise yapının ayağa kaldırılması durumunda Selimiye'nin siluetinin bozulacağını savunuyor.
Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan bu tarafta yani binayı ayağa kaldırmak yerine bir arkeopark yapılmasından yana.
Yani Selimiye'nin siluetini düşünen tarafta.
E-5'de çekme mesafesini düşürüp '˜malum' arsaya yapılacak inşaatın genişlemesine zemin hazırlayarak koridorun daralması sonucu Selimiye'nin siluetine darbe vurulmasına göz yumakla buradaki tavır arasında bir tezat var.
E-5 koridorunu tartışırız ama Başkan Gürkan bana göre Yemiş Kapanı Hanı konusunda doğru tarafta.
Yalnız geçenlerde öyle bir şey oldu ki, durum hala anlaşılamadı, anlatılamadı.
Önce Selimiye bahçesine bir iskele gördük.
'Bu ne' diye sorduk, kimse çıkıp bir cevap vermedi.
Haliyle bu kez herkes yoruma ve tahmine yöneldi.
En akılcı tahmin; Gürkan'ın oraya Yemiş Kapanı Hanı boyunda bir iskele dikip sonra da 'Aha bu yükseklikte bir binayı buraya dikersek Selimiye bunun gölgesinde kalır' diyecekti.
Gürkan'a defalarca bu tahminin ya da yorumun doğru olup olmadığı soruldu.
Ama hiç kimse net bir cevap alamadı.
Bu arada Gürkan, bir gün önce yapacağını ilan ettiği basın toplantısını iptal etti.
Herkes Gürkan'ın iskele ve Yemiş Kapanı Hanı konusunda gelecek sert sorulara muhatap olmamak için toplantıyı iptal ettiğini düşündü.
İnsanlar haksız mı?
Hayır!
Sonra da bir baktık iskele sessiz sedasız sökülüyor.
Kısa bir açıklama 'Bir amacım vardı, amacıma ulaştım.'
Yav arkadaş amacın neydi, neye ulaştın?
Yoksa sen orada atom bombası mı denedin de Amerika'nın haberi yok?
Vallahi başkan merak ettik.
Bunun bir zaman aşımı vardır, o süre dolduğunda açıkla bunu bize yav!
Olmaz mı?

Yazarın Diğer Yazıları