65 yaş üstü neden sorun oluyor?
Cüneyt Özdemir
Mealen dedi ki; cezayı göze aldık, 65 yaş üstünü ücretsiz taşımayacağız, uygulamaya siz son vermezseniz biz son veririz.
Arkasından Edirne Şoför ve Otomobilciler Odası Başkanı Ali
Şahin mealen; 'Ayakta yolcu taşıma kaldırıldıysa bizim de 65 yaş üstünü
ücretsiz taşıma durumumuz yok' dedi.
Salgın nedeniyle devletin en yüksek katından 'ayakta yolcu
almak yasak' denmiş.
Keyiften değil herhalde, bulaş riski azalsın diye böyle bir
karar alınıyor.
Ama minibüsçüsü, özel halk otobüsçüsü devlete aba altından
sopa göstermeye çalışıyor.
Tavırlar ve beyanlar çok net değil.
Ama biraz daha cesaret bulurlarsa ondan sonrası devlete
dikilmek.
Ben 'sosyal devlet' ilkesini savunan bir adamım.
Devlet nasıl engellisini, yaşlısını, yetimini sokağa terk
etmiyorsa belli bir yaşın üzerindeki insanların yaşamlarına yardımcı olmalı,
onlara pozitif ayrımcılık uygulamalı.
Minibüs esnafı elbette devletin ücretsiz binişler için
verdiği destek rakamının eskimiş, güncellenmemiş olması nedeniyle zordadır.
Ama bunun yolu devletin karşısına dikilmek değildir.
Devlet dediğin mekanizma bir gün sana 'herkes işine baksın,
M plaka tahdidini kaldırdım' der, oturur ağlarsın.
Ezcümle; ücretsiz binişler için devletin verdiği rakam
yetersiz olabilir, git mücadeleni et.
'Ben cezayı göze aldım, ücretsiz seyahat hakkı olanları
taşımayacağım' dersen bu olmaz.
O zaman bu işi yapma.
Kimse seni bu işi yapacaksın diye zorlamıyor.
Bu işler yasayla belirlenmiş.
Sen 'Ben yasaları takmam' diyorsan o başka bir şey.
Edirne Şoför ve Otomobilciler Odası Başkanı Ali Şahin'in
seçilmiş bazı gazetelerin muhabirlerine yaptığı açıklamayı 'talihsiz bir
açıklama' olarak değerlendiriyorum.
Devletle oyun olmaz.
Mevcut yasalar yürürlükteyken bu yasaları takmazsan
sonuçlarına katlanırsın.
Mesela hizmet verdiğin araçların çoğunu trafik muayenesinden
geçirmemişsen nasıl kafa tutacaksın?
Tutamazsın çünkü önce sen yasalara uymamışsın.
Önce akıl, mantık'¦
***
Bulgaristan'la aramızdaki sınır kapıları açıldı, bununla
ilgili şikayetler de var elbette.
Örneğin Türkiye'ye girişte işlemlerin (özellikle dezenfekte
ücreti ödemede) yavaş yürüdüğü konusunda şikayetler alıyoruz.
Yahu biz son altı aydır salgın nedeniyle ülkemize ve
özellikle Edirne'ye turist gelmemesinden şikayet etmiyor muyduk?
Kapılar açıldı, tamam ama şimdi bu insanların bir an önce
Türkiye'ye girişini sağlayın.
Yani bu turistlerin Türkiye'ye gelişi işkence haline
gelmesin.
***
Yazımın son bölümünü meslektaşlarıma bir uyarıda bulunmak
için ayırdım.
Edirne'de yıllardır hep aynı şey konuşulur, 'Yerel gazeteler
hep birbirinin aynısı şeklinde çıkıyor' denir.
Bazı gazete yöneticileri muhabirlerini özel habere
yönelterek kırmaya çalışıyor, o yöneticilerden birisi de benim, birisi de Hudut
Gazetesinden Bülent Ayan'dır.
Gazeteniz size özgü yani gazetecilik deyimiyle 'özel haber'
yaptığı ve okuyucusuna bu haberleri sunduğu sürece ciddiye alınır.
İsmen kimseyi hedef almadan bir eleştirimi artık buradan
yapmak zorundayım.
Belki bu yolla ciddiye alınırım.
Yerel basınımızın önemli bir bölümünde 'toplu hücum, toplu
defans' haberciliği diye adlandırabileceğim bir gazetecilik türü türedi.
Bence kabak tadı veren bir yöntem.
Tabi ki haberden anlıyoruz, bir yerel gazeteye bakıyorsunuz;
'farklı bir haber var' diyorsunuz.
Haberi yapan arkadaşa bir 'aferin' çekiyorsunuz.
Bir bakıyorsunuz aynı haber bir başka gazetede, bir başka
gazetede.
Demek ki öyle özel çalışılmış bir haber değil, toplu
habercilik olmuş.
Dediğim gibi; örnekler buraya sığmadı, Salı günkü yazımda
hem Edirne'den hem de Türkiye'den iki örnek vereceğim.
Genç arkadaşlarımız durumu bir tartsınlar.
Gazetecilik ciddi bir iştir çünkü'¦