Babacan, ittifak kapılarını kapadı
Demokrasi ve Atlım Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, ittifak konusunda kapıları kapadı. Babacan, 'Biz bu aşamada ittifaklar konusunda hiçbir şey konuşmuyoruz. ülkemizde farklı toplum kesimlerinin ittifak kurduğu, ittifak kıldığı bir siyasi parti olmak istiyoruz. Çünkü biz dar bir ideoloji partisi değiliz. Biz bu aşamada ittifaklar konusunda hiçbir şey konuşmuyoruz' dedi.
Demokrasi ve Atlım Partisi'nin (DEVA) Edirne İl Kongresi'ne katılan Genel Başkan Ali Babacan, ittifak söylemlerine kapıları kapattı. Partisince teşkilatlara ve basına verilen yemeğin ardından gazetecilerle sohbet eden Babacan, önemli açıklamalarda bulundu. İttifak konusundan uzak durduklarını dile getiren Babacan, 'Biz bu aşamada ittifaklar konusunda hiçbir şey konuşmuyoruz. İttifak konusunu hiçbir siyasi partiyle de konuşmuyoruz. Bize hayırlı olsun diye gelen genel başkanlar oldu, önce Akşener sonra Kılıçdaroğlu geldi. Arkalarından mecliste grubu olmayan siyasi partilerin genel başkanları da geldi ama hiçbiriyle bu konu açılmadı. O kadar bu konudan uzak duruyoruz' dedi.
'DAR
İDEOLOJİ PARTİSİ DEĞİLİZ'
İttifak
yapmayacaklarının sebebini de açıklayan Babacan, ideolojik bir parti
olmadıklarını dile getirdi. Toplumun her kesimine hitap edeceklerini anlatan
Babacan, 'Sebebi de şu, biz ülkemizde farklı toplum kesimlerinin ittifak
kurduğu, ittifak kıldığı bir siyasi parti olmak istiyoruz. Çünkü biz dar bir
ideoloji partisi değiliz. Ya da dar bir toplumsal kesime hitap edip, oradan
aldığımız destekle siyasi yelpazede kendimizin bir köşesi olsun demiyoruz. Biz
bir ana akım siyasi parti olmayı hedefliyoruz. Yeni bir kimlik, kadro
oluşturuyoruz. Bugün Edirne'de 10'uncu kongremizdi. Şu an sadece kendi işimize
bakıyoruz. Günün birinde seçim kararı alınır, o günkü tabloya bakılır, bu arada
bizim de tanınırlığımız artar, ondan sonra bir karar veririz herhalde ne
yapacağımıza. Şu anda konuşmuyoruz bu konuyu' ifadelerini kullandı.
EKONOMİ
VE DÖVİZ KURU
Ekonomi ve döviz
konusuna değinen Babacan, çeşitli eleştirilerde bulundu. 'Türkiye'de ekonomi
yönetiminde bir tutarlılık yok, rasyonelite yok' diyen Babacan, kadroların çok
zayıfladığını öne sürdü. Babacan, 'Tabii sadece ekonomi yönetiminin kendisiyle
ilgili sorunlar yok, genel anlamda ülkenin güvenilir ülke olma özelliği de
zayıfladı. Güven ortamı olmayınca ekonominin toparlanması çok zor. Bir ekonomi
programı vardır ama bir de genel anlamda ülkede güven ortamı aranır. İnsanlar
geleceğe güvenle bakıyor mu? Bu çok önemli. Onun da en önemli şartlarından
birisi hukuk güvenliği. Yani insanların kendini her açıdan güvencede
hissetmesi. Bir problem yaşarsam, bir haksızlığa uğrarsam mahkemeye giderim,
mahkeme de hızlı ve adil karar alır. Bu hissiyat çok önemli. Bu yok. Sözleşme
hukuku, mülkiyet hukuku örselendi. Dolayısıyla Türkiye artık yatırımlar
konusundaki cazibesini önemli ölçüde kaybetti. Ne yerli, kendi insanımız
yatırım yapmak istiyor, ne de uluslararası yatırımcılar Türkiye'yi tercih
ediyor. Dolayısıyla yatırımın hemen hemen durduğu, ihracatın gerilediği bir
dönemi yaşıyoruz. Ama öte yandan da ülkenin masrafları, giderleri durmuyor.
Elektrik yakıyoruz, kış geliyor doğalgaz tüketimimiz artacak. Bunlar için de
sürekli döviz gerekiyor' dedi.
'KURU
FRENLEME İMKANI ORTADAN KALKTI'
Bir yandan döviz
gelirinin azaldığını da anlatan Babacan, 'Ülkenin döviz giderleri de durmuyor.
Bu sadece gelir '“ gider açısından. Bir de döviz borcu var ülkenin, hazinenin
ciddi miktarda döviz borcu var, özel sektörün döviz borcu var. Dolayısıyla kur
Türkiye için önemli. Ama yatırım olacak, üretim olacak, ihracat olacak ki
ülkenin sabit bir döviz geliri olsun ki onu dengelesin. O sağlanamıyor. Bir ara
Merkez Bankası'ndaki rezerv dövizi satarak kuru belli bir yerlerde tutmaya
çalıştılar. Ama sattıkları rakam 120 milyar dolar, korkunç bir rakam. O yüzden
artık Merkez Bankası rezervleri artık eksiye düşmüş durumda. Dolayısıyla döviz
satarak kuru frenleme imkanları önemli ölçüde artık ellerinden kaçmış durumda'
diye konuştu.
'NE
YAPILABİLİR?'
'Peki başka ne yapılabilir?' sorusunu yanıtlayan Babacan, şunları söyledi; 'Ya bir yerlerden yüklü miktarda döviz bulacaksınız, bulamıyorsanız da Merkez Bankası'nın politika faizini arttıracaksınız. Ne yaptılar son 2 ay içerisinde. Merkez Bankası yüzde 2 politika faizini arttırdı geçen ay. Ekim ayında da politika faizini arttırmadı ama koridoru genişletti. Üstünden piyasayı fonlamaya başladı o da aslında fiili faiz artırımı anlamına geldi. Fakat bu artışlar da kuru frenlemek için bugüne kadar çok yeterli olmadı. 3 tane seçenek şu an hükümetin önünde. Uzun vadede yapacak çok şey var da. Bugün 3 seçenek var. Birincisi, ya bırakacaklar kur gidecek nereye gidecekse ve piyasa yeni bir kur dengesi bulacak. Ama öyle olduğu zaman enflasyon ve hayat pahalılığı olarak ciddi bir şekilde bir daha vuracak. İkinci seçenek Merkez Bankası faizlerini artırmak o da zaten daralan piyasada, faizlerin artması piyasayı iyice boğacak. Üçüncüsü de bir yardan gidip yüklü miktarda para bulacaklar. Ama paranın döviz olması gerekiyor. Dolayısıyla üçüncü ihtimal zayıf olduğuna göre bu ilk ikisi de birbirinden kötü seçenekler. Ama birinden birini yapacaklar. Dünyada da likiditenin çok bol ve ucuz olduğu bir dönemdeyiz. Zaten tezat orada. Bugüne kadar görülmemiş miktarda dolar basılmış piyasaya sürülmüş. 7 trilyon dolar, 7 trilyon Euro. Euro'nun maliyeti eksi, doların sıfırın azıcık üzerinde. Tam şu anda varlık içinde yokluk yaşıyor memleket. Dünyada bol miktarda döviz var, likidite var. Ama Türkiye varlık içerisinde yokluk yaşıyor, yokluk yaşamasının tek sebebi de güven olmaması. Kimse Türkiye'ye güvenmiyor artık. Ne dediği belli olmayan, ne yaptığı belli olmayan, herkesle kavgalı. Dolayısıyla problem büyük. Durum daha da olumsuza doğru gidebilir. Muhtemelen de öyle olacak. Ama bunu bastırmanın tek yolu da dış güvenlik teması. Hükümet, bir dış güvenlik krizi oluşturup, onunla bu ekonomik sorunların üzerini örtmeye ya da vatandaşı ekonomik sorunları konuşturmamaya yol tercih edebilir. Ama o ülkeye daha da büyük zararlar verebilir. Allah korusun memleketin başına çok büyük işler gelir. Çünkü çok tehlikeli yerlerde geziyorlar. İnşallah dış güvenlik açısından ülkenin başını geri dönülmeyecek şekilde bir derde sokmazlar diye ümit ediyoruz.'