Serkan Kamacı

Son Devrin Bir Musikî Kalesi: Çetin Körükçü Hocamızın Ardından Mânevî Bir Hâtıra

Serkan Kamacı

Serkan Kamacı/Ney sanatkarı, Kültür ve Turizm Bakanlığı 

​Efendim, musikî tarihimiz sadece notalardan, fasıllardan yahut gazellerden ibaret bir kuru vesikalar yığını değildir; asıl tarihimiz, o nâyın nefesinde, tanburun mızrabında ve hürmete lâyık üstadların muazzam şahsiyetinde saklıdır. İşte o son devrin büyük kulelerinden biri, şüphesiz Çetin Körükçü Hocamız idiler.

​11 Kasım 1948’de Gaziantep’te dünyaya gözlerini açan Çetin Hocamız, tahsilini Vefa Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi gibi ciddi müesseselerde tamamlamışsa da, alınyazısı musikîye mühürlenmişti. Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde Emin Ongan Merhum’un huzurunda başlayan bu yolculuk; Nazmi Atlığ, Teoman Önaldı, Nevzat Atlığ, Necdet Yaşar ve Cüneyt Kosal gibi bu toprağın musikî mimarlarının dizinin dibinde kemâle erdi. 1976’da devletin kurduğu ilk resmî icra heyeti olan İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’na girdi; yirmi altı sene boyunca bu mektebin en ön safında kâh solist kâh korist olarak hizmet etti. Yetmedi; Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’ndan mezun olup mektebe hoca oldu, 1998’de kaleme aldığı “Türk Sanat Müziği” eseriyle de meraklıya yol gösterdi. Konservatuvar müdürlüğü öncesindeki o parlak icra hayatında doldurduğu 45’lik plaklar ise, bugün hâlâ musikî arşivlerimizin en müstesna köşelerinde birer pırlanta gibi parıldamaktadır.

​Lâkin bendenizin nazarında Çetin Hocamız, resmî biyografilerin, mühürlü diplomaların yahut gazete kupürlerinin ötesinde çok daha ulvî bir makamın sahibidir.

​Kendisiyle yolumuzun kesişmesi, Gaziantep ve Kilis havalisinin o kadim hemşehrilik bağından mülhem mukaddes bir tesadüftür. Aslen Kilisli bir ailenin evlâdı olmama rağmen doğup büyüdüğüm, mekteplerini okuduğum o doğu payitahtı Gaziantep, bizim Çetin Hocamız ile ortak toprağımızdı. Aynı memleketin havasını solumuş olmak bile aramızda görünmez ama sapasağlam bir muhabbet köprüsü kurmaya kâfiydi.

​2005 senesinde İstanbul Haliç Üniversitesi Türk Müziği Konservatuvarı’nın kapısından adımımı attığım gün, karşımdaki zat soğuk bir akademisyen yahut resmî bir idareci değil; evlâdını kucaklayan öz bir babaydı. Konservatuvarın kapılarını da, gönlünün o geniş sarayını da sonuna kadar açtı. Huzur içinde okumam, bu mukaddes sanatı lâyıkıyla tahsil edip bitirebilmem için hiçbir maddî ve mânevî desteği benden esirgemedi. Lisans bittiğinde ise, yine o babacan tavrıyla yakamdan tutup "Devam edeceksin!" diyerek beni akademiye yönlendirdi. Yüksek lisansımı da yine kendi yuvamız sayılan Haliç Üniversitesi Türk Müziği Konservatuvarı’nda tamamlamam, tamamen onun o vizyoner teşviki ve yol göstericiliği sayesinde nasip oldu.

​Zaten onun yöneticiliği de idarecilik değil, bir gönül mimarlığıydı. Uzun yıllar sürdürdüğü konservatuvar müdürlüğü boyunca, o hoca odasının kapısını hiçbir zaman bürokrasinin soğuk duvarlarıyla kapatmadı. Öğrencisiyle arasına mesafe koymak bir yana; her talebenin rahatça girip halini arz edebildiği, derdine derman bulduğu bir sığınaktı o oda. Türkiye’de talebesini böyle sarıp sarmalayan, makamını bir gönül dergâhına dönüştüren kaç idareci kalmıştır ki? Bir gün olsun kimseyi kırdığını, ağzından acı bir kelâm çıktığını yahut öfkeye kapıldığını gören olmamıştır. Birlikte sahne aldığı sazende ve hanendelerden hizmetlisine kadar herkese aynı zarafetle yaklaşır, naif ve latif üslubuyla muhatabının kalbini ihya ederdi. Sanatkârlığının harcı, işte bu melek misali ahlâkından müteşekkildi.

​Bendenizi Fatih’teki İleri Türk Musikisi Konservatuvarı Derneği’ne defalarca davet etme lütfunda bulunmuştu. O dergâh misali mekânda, neyimle icralara eşlik ettiğim o mübarek demleri ve tattığım o tarifsiz musiki lezzetini ömrüm boyunca unutmam mümkün değildir.

​Burada, mukaddes bir vefa borcunu ifa etmek namına bir ismi daha hürmetle zikretmek mecburiyettir: Muhterem eşleri Nesrin Körükçü Hanımefendi... Nesrin Hanım, sadece bir hayat arkadaşı değil; Çetin Hocamızın ömrü boyunca yanından bir an olsun ayrılmayan, aynı yastığa baş koyup onun sanatsal ve akademik mücadelesine omuz veren tam bir kader arkadaşı ve sarsılmaz bir vefa timsaliydi. Birlikte Kültür Bakanlığı bünyesinde, radyo ve televizyon ekranlarında, sahne ve konserlerde Türk musikisine ömür adadılar; sayısız talebe yetiştirdiler.

​Bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı topluluklarında, TRT radyolarında, konservatuvarlarda ve bilhassa üniversitelerimizin kürsülerinde Türk musikisini en yüksek payede temsil eden, bu sanata nefes olan kadrolara bakınız; hepsinin mayasında Çetin Hocamızın emeği ve duaları vardır. Yetiştirdiği o ordular dolusu sanatkâr bu kadim musikîyi yaşattıkça, eminim ki Hocamızın ruhu tayyibesi de bulunduğu makamda katbekat huzur ve sürur bulmaktadır.

​Hocamız, 15 Ocak 2024’te, yetmiş beş yaşında fâni âleme gözlerini yumup Büyükçekmece’deki istirahatgâhına tevdi edildiğinde, arkasında yalnızca ses kayıtları yahut basılı kitaplar bırakmadı. Arkasında elinden tutup bu ilahi sanata başlattığı, akademiye kazandırdığı ve babalık ettiği koskoca bir nesil bıraktı. Çetin Körükçü Hocamızın bu kubbede bıraktığı hoş sadâ ve devr-i dâimi asla unutulmayacaktır.

​Benim gibi bir kulun hayatına dokunan, babalığını ve hocalığını sonuna kadar hissettiren Çetin Körükçü Hocama Allah’tan gani gani rahmet niyaz ediyorum. Kendisiyle aynı yoldan yürümüş, aynı toprağın suyunu içmiş olmak bendeniz için ömrümün en büyük bahtiyarlıklarından biridir.

​Mekânın cennet-i âlâ, ruhun şâd olsun canım Hocam... Bize bıraktığın o mübarek emanet, sesimizde ve gönlümüzde kıyamete kadar yaşayacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları