Uzmanından zayıflama iğnesi uyarısı

Son yıllarda obezite ve kilo kontrolü tedavisinde kullanımı yaygınlaşan Ozempic ve Mounjaro gibi yeni nesil ilaçlar, hekim gözetimi dışında kullanıldığında ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Bu ilaçların kalp-damar hastaları üzerindeki etkilerini değerlendiren Kardiyoloji Uzmanı Dr. Çetin Gül, özellikle semaglutid içeren tedavilere ilişkin güçlü bilimsel veriler bulunduğunu belirterek, yalnızca kozmetik kaygılarla ve bilinçsiz şekilde kullanılmamaları gerektiğini söyledi.

TAKİP ET Google News ile Takip Et

Kilo vermeye yardımcı olan ilaçlar, son yıllarda toplumun en fazla ilgi gösterdiği sağlık konularından biri oldu. Ozempic ve Mounjaro gibi ilaçların sosyal medya ve yakın çevrede “zayıflama iğnesi” adıyla tanıtılması, bu ürünlere olan talebin artmasına yol açtı.

Uzmanlar ise söz konusu ilaçların kısa sürede kilo vermeyi sağlayan sıradan ürünler gibi görülmemesi gerektiğini vurguluyor. Obezite ve tip 2 diyabet gibi kronik metabolik hastalıkların tedavisinde kullanılan bu ilaçların, özellikle kalp-damar hastalığı bulunan kişilerde ancak doktor kontrolünde ve ayrıntılı sağlık değerlendirmesinin ardından kullanılması gerekiyor.

Kardiyoloji Uzmanı Dr. Çetin Gül, yeni nesil kilo verdirici ilaçların kalp-damar hastaları açısından güvenilirliği, uzun süreli kullanımda ortaya çıkabilecek etkileri, olası yan etkileri ve kontrolsüz tüketimin doğurabileceği riskler hakkında açıklamalarda bulundu.

“Yalnızca zayıflama iğnesi olarak değerlendirilmemeli”

Semaglutid ve tirzepatid içeren ilaçların sadece “zayıflama iğnesi” olarak tanımlanmasının doğru olmadığını belirten Dr. Gül, bu tedavilerin obezite ve tip 2 diyabet gibi kronik hastalıkların uzun süreli yönetiminde kullanılabildiğini söyledi.

Ozempic’in etken maddesi semaglutid ile Mounjaro’nun etken maddesi tirzepatidin, son yıllarda hem kilo kontrolü hem de metabolik hastalıkların tedavisinde önemli bir konuma geldiğini ifade eden Gül, bu ilaçların kullanım amacının yalnızca tartıdaki rakamı düşürmek olmadığını kaydetti.

İlaçların uzun dönem kullanımına da değinen Dr. Gül, şu ana kadar elde edilen bilimsel sonuçların önemli ölçüde güven verdiğini ancak 10 veya 20 yıl boyunca kullanım halinde ortaya çıkabilecek bütün etkilerin henüz bilinmediğini dile getirdi.

“4-5 yıllık sonuçlar güven veriyor, 10-20 yıllık etkiler henüz bilinmiyor”

Yeni nesil obezite ilaçlarının uzun süreli güvenilirliği konusunda mevcut araştırmaların olumlu sonuçlar verdiğini anlatan Dr. Gül, “Elimizdeki 4-5 yıllık veriler oldukça güven verici. Ancak bu ilaçların 10-20 yıl boyunca kullanılması halinde ortaya çıkabilecek bütün sonuçları henüz bilmiyoruz.” dedi.

Tedaviye başlamadan önce hastanın kilosunun, metabolik durumunun, mevcut hastalıklarının, kullandığı diğer ilaçların ve kalp-damar risklerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Gül, yeni nesil obezite ilaçlarının kalp-damar sistemi üzerindeki etkilerinin bilim dünyasının yakından takip ettiği konular arasında bulunduğunu söyledi.

Özellikle semaglutid içeren ilaçların kardiyovasküler güvenilirliği ve sağlayabileceği faydalar konusunda güçlü bilimsel kanıtlar bulunduğunu ifade eden Gül, bu alanda gerçekleştirilen kapsamlı çalışmalara dikkati çekti.

Dr. Gül, kalp-damar hastalığı bulunan, fazla kilolu veya obez olmasına rağmen diyabeti bulunmayan 17 bin 604 kişinin katıldığı SELECT çalışmasında önemli sonuçlar elde edildiğini belirtti. Katılımcıların ortalama 3,3 yıl takip edildiğini aktaran Gül, semaglutid kullananlarda kalp krizi, inme ve kardiyovasküler ölüm gibi önemli olayların görülme riskinin yüzde 20 oranında azaldığının tespit edildiğini söyledi.

“Kalp hastalığı, bu ilaçların kullanılması önünde tek başına engel değil”

Kalp hastalığı bulunmasının bu ilaçların kullanılmasına otomatik olarak engel oluşturmadığını belirten Dr. Gül, stabil koroner arter hastalığı olan, daha önce kalp krizi geçiren, stent takılan, periferik damar hastalığı bulunan veya kardiyovasküler riski yüksek kişilerin bu tedavilerden hiçbir şekilde yararlanamayacağı düşüncesinin doğru olmadığını ifade etti.

Uygun şekilde belirlenen hastalarda söz konusu ilaçların kullanılabileceğini kaydeden Gül, bazı hastalarda tedavinin kalp-damar sağlığı bakımından fayda da sağlayabileceğini vurguladı.

Obeziteyle birlikte hipertansiyon, koroner arter hastalığı ve diyabetin bulunduğu kişilerde tedavinin etkisinin daha dikkat çekici hale gelebildiğini anlatan Gül, bu hastalarda kilo kaybının yanı sıra metabolik ve kardiyovasküler açıdan olumlu sonuçların da görülebildiğini belirtti.

“Tirzepatid verileri olumlu ancak daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyuluyor”

Mounjaro’nun etken maddesi olan tirzepatide ilişkin mevcut sonuçların da genel olarak olumlu olduğunu bildiren Dr. Gül, bununla birlikte semaglutidle karşılaştırıldığında kardiyovasküler sonuçlar konusunda uzun süreli ve plasebo kontrollü bilimsel verilerin henüz aynı seviyede olmadığını söyledi.

Tirzepatidin doğru hastalarda etkili bir tedavi seçeneği olabileceğini ifade eden Gül, ilacın kullanılıp kullanılmayacağına hastanın sağlık özellikleri ve riskleri değerlendirilerek doktor tarafından karar verilmesi gerektiğini kaydetti.

En yaygın yan etkiler mide ve bağırsaklarda görülüyor

Yeni nesil kilo verdirici ilaçlarda en sık karşılaşılan yan etkilerin mide-bağırsak sistemiyle ilgili olduğunu aktaran Dr. Gül, özellikle tedavinin ilk döneminde ve dozun yükseltilmesi sırasında bazı şikayetlerin ortaya çıkabildiğini söyledi.

Hastalarda bulantı, erken doyma, iştah azalması, hazımsızlık, reflü, kabızlık, ishal, kusma ve karın ağrısı gibi sorunların görülebileceğini belirten Gül, bu etkilerin özellikle doz artırımı dönemlerinde daha belirgin hale gelebildiğine dikkati çekti.

Bu nedenle hastaların tedaviye kendi kararlarıyla başlamamaları gerektiğini vurgulayan Gül, kullanılan dozun da doktor bilgisi dışında artırılmaması veya azaltılmaması gerektiğini ifade etti.

“Daha az görülen ancak önem taşıyan riskler var”

Her ilaçta olduğu gibi yeni nesil obezite ilaçlarının kullanımında da daha seyrek görülen fakat dikkatle takip edilmesi gereken bazı yan etkilerin bulunduğunu belirten Dr. Gül, “Safra taşı, safra kesesi iltihabı, pankreatit, şiddetli kusma veya ishale bağlı sıvı kaybı ve bunun sonucunda gelişebilecek akut böbrek hasarı, dikkate alınması gereken riskler arasında yer alıyor.” dedi.

Diyabetik retinopatisi bulunan kişilerde kan şekerinin hızlı düşmesinin göz sağlığı açısından sorun oluşturabileceğini anlatan Gül, insülin veya sülfonilüre grubundaki ilaçlarla birlikte kullanım durumunda hipoglisemi riskinin de ortaya çıkabileceğini söyledi.

İlaçlar yıllarca kullanılabilir mi?

Kamuoyunda en fazla merak edilen konular arasında, söz konusu ilaçların uzun yıllar boyunca kullanılması halinde nasıl sonuçlar doğuracağı yer alıyor. Dr. Gül, bu ilaçların belirli bir süre kullanıldıktan sonra mutlaka bırakılması gerektiğine ilişkin genel bir kural bulunmadığını belirtti.

Obezite, diyabet ve metabolik hastalıkların kronik özellik taşıdığını hatırlatan Gül, uygun hastalarda tedavinin uzun yıllar boyunca, bazı durumlarda ise sürekli devam ettirilebileceğini ifade etti.

Kilo kontrolü tedavisinin yalnızca kişinin hedeflediği kiloya ulaşmasına kadar sürdürülmemesi gerektiğini anlatan Gül, ulaşılan kilonun korunması sürecinin de tedavinin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Hastaların tedaviden beklentilerinin başlangıç aşamasında doğru şekilde belirlenmesinin önem taşıdığını dile getirdi.

“İlacın bırakılmasıyla verilen kilolar geri alınabilir”

Tedavinin sona erdirilmesinden sonra iştahın ve kilo alma eğiliminin yeniden artabileceğini belirten Dr. Gül, bunun hastaların bilmesi gereken en önemli konulardan biri olduğunu söyledi.

Hedef kilosuna ulaşan kişinin ilacı bırakarak tedavinin tamamen sona erdiğini düşünmesinin her zaman doğru olmayacağını ifade eden Gül, obezitenin kronik bir hastalık olması nedeniyle bazı kişilerde kilo koruma tedavisinin uzun süre sürdürülmesinin gerekebileceğini kaydetti.

Bu ilaçların “kısa sürede kilo verip tamamen bırakılacak” ürünler olarak algılanmaması gerektiğinin altını çizen Gül, tedavinin devamı veya sonlandırılması kararının doktor tarafından verilmesi gerektiğini vurguladı.

“Uzun süreli tedavide kas kaybı takip edilmeli”

Kilo verme sürecinde yalnızca tartıda görülen azalmanın dikkate alınmaması gerektiğini belirten Dr. Gül, uzun süreli tedavilerde kas kaybının da yakından izlenmesi gerektiğini söyledi.

Özellikle ileri yaşlarda yeterli miktarda protein tüketilmemesi ve direnç egzersizlerinin yapılmaması halinde, kilo kaybına kas kütlesi ve kas gücündeki azalmanın da eşlik edebileceğini ifade eden Gül, verilen kilonun ne kadarının yağdan, ne kadarının kas dokusundan oluştuğunun değerlendirilmesinin önem taşıdığını belirtti.

Kas kaybının önlenebilmesi için tedavinin beslenme ve egzersiz programlarıyla desteklenmesi gerektiğine işaret eden Gül, kişinin yaşı ve genel sağlık durumuna uygun şekilde hareket etmesinin önemli olduğunu dile getirdi.

“Yetersiz beslenme ihtimali göz ardı edilmemeli”

İlaçların iştahı baskılamasının bazı kişilerin çok az miktarda yemek tüketmesine yol açabileceğini anlatan Dr. Gül, uzun süre boyunca ihtiyaç duyulandan daha az kalori alınmasının çeşitli beslenme sorunlarını beraberinde getirebileceğini söyledi.

Gül, “Gereğinden fazla düşük kaloriyle uzun süre beslenilmesi, protein, vitamin ve mineral eksikliklerine neden olabilir. Bu nedenle tedavi sırasında yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmeli, protein alımı korunmalı ve ihtiyaç halinde beslenme uzmanından destek alınmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Kilo verme hızının kişinin sağlığını bozmayacak şekilde planlanması gerektiğini kaydeden Gül, iştah kaybının aşırı düzeye ulaşması durumunda doktorla görüşülmesi gerektiğini belirtti.

“Mide-bağırsak şikayetleri uzun dönemde de izlenmeli”

Yeni nesil obezite ilaçlarının uzun süreli kullanımında mide ve bağırsak sistemiyle ilgili sorunların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Gül, sürekli devam eden bulantı, kabızlık, reflü ve mide boşalmasının yavaşlaması gibi şikayetlerin hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğini söyledi.

Bu şikayetlerin geçici olduğu düşünülerek uzun süre görmezden gelinmemesi gerektiğini ifade eden Gül, devam eden veya şiddetlenen belirtilerde tedavinin doktor tarafından yeniden değerlendirilmesinin önem taşıdığını kaydetti.

“Her kalp hastası için aynı tedavi uygun değildir”

Kalp hastalığı bulunan herkesin bu ilaçları aynı şekilde kullanabileceği düşüncesinin yanlış olduğunu belirten Dr. Gül, her hastanın sağlık durumunun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Hastanın mevcut kalp rahatsızlığının yanı sıra böbrek fonksiyonlarının, mide-bağırsak sisteminin, safra kesesi öyküsünün, daha önce pankreatit geçirip geçirmediğinin, diyabet durumunun ve kullandığı diğer ilaçların birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.

İleri düzey kalp yetersizliği, ciddi böbrek yetmezliği, ciddi gastroparezi, tekrarlayan pankreatit, aktif safra kesesi hastalığı veya ciddi retinopati gibi sağlık sorunları bulunan kişilerde tedavinin daha dikkatli ve kişiye özel planlanması gerektiğini vurguladı.

Kalp hastalığı ve obezitenin birlikte bulunduğu kişilerde neden önemli?

Obezite ile kalp-damar hastalıklarının bir arada görüldüğü kişilerde bu tedavilerin öne çıkmasının temel nedenlerinden birinin, birden fazla risk faktörü üzerinde aynı anda etkili olabilmesi olduğunu belirten Dr. Gül, uygun hastalarda farklı alanlarda olumlu sonuçlar alınabildiğini söyledi.

Tedaviyle birlikte vücut ağırlığının azalabildiğini, HbA1c seviyelerinin düşebildiğini, kan basıncı ve trigliserid değerlerinde gerileme görülebildiğini anlatan Gül, metabolik inflamasyonun ve kardiyovasküler olay riskinin de azaltılabildiğini ifade etti.

Dr. Gül, “Bu ilaçlar artık yalnızca estetik kaygılarla kullanılan kilo verme araçları şeklinde değerlendirilmemeli. Uygun hastalarda metabolik bozuklukların ve kalp-damar risklerinin yönetimine katkı sağlayabilecek tedavi seçenekleri olarak ele alınmalıdır.” dedi.

“Kozmetik amaçlı ve kontrolsüz kullanımı kesinlikle önermiyoruz”

Söz konusu ilaçların hekim tavsiyesi olmadan, yalnızca kozmetik amaçlarla kullanılmasını kesinlikle önermediklerini belirten Dr. Gül, günlük hekimlik uygulamalarında kilosu normal ve herhangi bir metabolik hastalığı bulunmamasına rağmen birkaç kilo vermek için bu ilaçlara başvuran kişilerle karşılaştıklarını söyledi.

İlaçların sosyal medyadan veya yakın çevreden edinilen bilgilerle temin edilerek kişinin kendi kendine tedaviye başlamasının ciddi bir hata olduğunu ifade eden Gül, Ramazan ayında “İştahım azalsın ve daha kolay oruç tutayım” düşüncesiyle bu ilaçları kullanan kişilere de rastlandığını kaydetti.

Bu tür bilinçsiz kullanımların sağlık açısından önemli riskler taşıdığını vurgulayan Gül, ilaçların mutlaka hekim değerlendirmesinin ardından kullanılması gerektiğini belirtti.

Yeni nesil obezite ilaçlarının doğru hastalarda kilo kaybının yanı sıra kan şekeri, tansiyon, kan yağları ve kardiyovasküler risk üzerinde olumlu etkiler sağlayabildiğini aktaran Dr. Gül, yanlış kişide, uygun olmayan dozda veya doktor kontrolü olmadan kullanıldığında ciddi sağlık problemlerine yol açabileceğini ifade etti.

Kişilerin çevrelerinden duydukları bilgiler veya sosyal medyada gördükleri sonuçlardan etkilenerek tedaviye başlamamaları gerektiğinin altını çizen Gül, ilaç kullanımı öncesinde kapsamlı bir hekim değerlendirmesinden geçilmesinin büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.