Edirne 8°C
Video Galeri Foto Galeri Arşiv Künye RSS
Ana Sayfa Edirne Keşan Uzunköprü İpsala Havsa Meriç Enez Süloğlu Lalapaşa Spor Trakya Sağlık Bilim-Teknoloji
 
İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı’mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi – 2 - Edirne Gündem Gazetesi
Ana Sayfa » Yazarlar » Recep Duymaz
Recep Duymaz Recep Duymaz
rduymaz@gmail.com
İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı’mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi – 2 1.3.2021 - 10:48:26
Şiir, kelimelerle vücuda getirilen bir edebiyat sanatıdır. Şiirdeki duygu, düşünce ve bilgilerin taşıyıcısı kelimelerdir. Kelimeler şiirde anlamlarının yanında sahip oldukları ses değerleriyle de önemlidir.



Uygun kelimeler metinde yan yana geldiklerinde bir ahenk meydana getirirler. Güzel bir şiir, kelimelerin anlamları ile bu ahenklerinin oluşturdukları bir bütünlüktür. Buna göre bir şiiri, anlamaya kelimelerinin anlamlarından başlayıp ahenklerine doğru ilerlemek en uygun yoldur. Şiir çözümlemesi de bir bakıma bu demektir. Özellikle eğitim kurumlarında, bir şiiri, içerik/muhteva bakımından çözümlerken kelimelerin anlamlarından başlamak, öğrencilerin şiirin havasına girmelerini kolaylaştıracağı için, uygun bir yoldur.

Kelimeler şiirde gerçek, mecaz, yan anlam, sapma ve alışılmamış bağdaştırmalar şeklindeki kullanılışlarıyla karşımıza çıkabilirler. Şiir çözümleyicisi, bütün bunları metne dayalı olarak açıklar, açıklamalıdır. Kelimelerin anlamlarını, kullanıldıkları bağlam içinde belirler. Kelime düzeyindeki bu çalışma, şiirin havasına girmemizi kuşkusuz kolaylaştıracaktır. Çok sayıda şiir çözümledikten sonra zamanla kazanılan deneyim ve birikim, kelime düzeyindeki çalışmayı en aza indirebilir. Kelime düzeyindeki çalışma en başında yapılabileceği gibi, çözümlemenin akışı içinde yeri geldikçe de yapılabilir. Biz bu çalışmamızda bunlardan ikincisini uyguladık.

Bir şiiri edebiyat sanatları açısından çözümlemek, bizi ister istemez metnin içeriğine de görecektir. Bu sefer şiiri içerik bakımından çözümlerken, kelime çalışmasının yanında, birimlerini (beyit, kıt’a…) tek tek çözümler, daha sonra bunları birleştirerek şiirin bütün halinde ifade ettiği duyguyu ve düşünceyi ortaya koymaya çalışırız.  Biz bu yöntemi İstiklal Marşı’mız üzerinde uygulamaya çalışacağız.

İSTİKLAL MARŞI

- Kahraman Ordumuza -

Mehmet Akif Ersoy, yazdığı İstiklal Marşı’nı “Kahraman Ordumuza” ithaf etmiştir. Bunun sebebi milletimizin bağımsızlığı tehlikeye düştüğü zaman onu koruyacak güçlerin arasında en büyük gücün ordu olmasıdır. Bu sebeple ordu, her zaman hem maddi, hem manevi bakımdan   güçlü olmalıdır. İstiklal Marşı, Türk ordusunu Milli Mücadele’yi verirken manevi bakımdan daha da güçlü duruma getirmiştir.

1. Dörtlük

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.

 

Korkma! Yurdumun üstünde tüten en son ocak sönmeden, bu şafaklarda yüzen al sancak sönmez. O, benim milletimin yıldızıdır, parlayacak. O benimdir, o ancak benim milletimindir.

İstiklal Marşı’mızın birinci dörtlüğü, “korkma!” nidasıyla/ünlemesiyle başlar.

Buradaki nida, okuyucunun şahsında bütün Türk milletinedir. Nida, edebiyat biliminde bir söz sanatıdır. Şiddetli duygu ve heyecanları anlatır. İnsan alışık olmadığı bir nesne, durum veya olay karşısında kaldığı zaman heyecanlanır, duygulanır, hayret ve şaşkınlık içinde kalır. İçinde bulunduğu psikolojik durumu o anda farkında olmadan çıkardığı seslerle ifade eder. Bu sesler genellikle A!, Ey!, Eyvah!, Hey!... gibi bir veya birkaç harfli kısa seslerdir. Bazen bu sesleri söylemeden vurgu yoluyla da ünlemeye başvurulur. Marşımızın ilk kelimesindeki ünlem bu yolla ifade edilmiştir. Nida/ünleme sanatının amacı, dinleyici veya okuyucuların dikkatini uyandırmak ve bundan sonra söylenecek duygu ve düşüncelere çekmektir. Ünlemede bulunan sanatçı, duyduğu şiddetli duygu ve yaşadığı heyecanı, ünleme yoluyla dinleyici veya okuyucularına da iletir, iletmek ister. 

“Korkma” kelimesi, İstiklal Marşı’mızı, yazıldığı döneme, daha doğrusu Millî Mücadele’ye bağlar. Millî Mücadele, Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasıyla başlar. Milletçe verilen bu mücadele devam ederken Kasım 1920’de Millî Mücadele’yi “ifade ve terennüm” eden bir marş yazılması düşüncesi ortaya çıkar. Bu düşünceyi, mücadeleyi yürüten ordunun bir temsilcisi sıfatıyla İsmet İnönü (1884 – 1973) gündeme getirir. İstiklâl Marşı yazılması isteği, 7 Kasım 1920’de Hâkimiyet-i Milliye gazetesiyle şairlere duyurulur. Bu tarih, İzmir ve İstanbul başta olmak üzere Anadolu’nun birçok şehir ve kasabasının işgal edildiği, fakat aynı zamanda direnişin giderek ivme kazandığı günlere ait bir tarihtir.  “Korkma” kelimesi, o günlerin kaygı ve endişesini ortadan kaldırmak için kullanılmıştır. 

Kelimeye Türkçe Sözlük’te dört anlam verilmiştir: “1. Korku duymak, ürkmek, dehşete kapılmak: “Karanlık yerde insan korkmaz mıydı?” S. F. Abasıyanık. 2. Kaygı duymak, endişe etmek: “Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”. M. A. Ersoy. 3. Çekinmek, sakınmak, saygı duymak: “Sabaha karşı aşağı indi, aralık kapıdan korka korka babasına baktı”. R. N. Güntekin. 4. Yapamamak, cesaret edememek”.

“Korkmak” kelimesi, İstiklâl Marşı’mızda ikinci, yani “endişelenmek, kaygılanmak” anlamında kullanılmıştır. Kelime bu anlamıyla günlük dilde de yaygın olarak kullanılmaya devam edilmektedir. Sözgelişi, oğlu akşamleyin karanlık bastıktan sonra evine gelmekte gecikince annesi, “Başına bir hal gelmesinden korkuyorum” der.

Korkma!” kelimesinde telmih (çağrıştırma, hatırlatma, gönderme) sanatı vardır.  Telmih, sözlü veya yazılı anlatımda bir kelimeyi, tarihsel bir olay, ayet, hadis, kıssa, efsane veya atasözüne işaret edecek yolda kullanmaktır. Telmihle o olay, ayet, hadis, kıssa, efsane veya atasözü hatırlanır, göz önünde canlandırılır, bu yolla anlatıma bir derinlik ve zenginlik kazandırılır.  Bu derinlik ve zenginlik anlatımı daha da dikkat çekici ve etkileyici bir duruma getirir.

Metindeki “Korkma!” kelimesine edebiyat sanatları açısından baktığımızda İslam tarihinin önemli olaylarından biri olan “hicret” olayının dikkat çekici bir sahnesini hatırlattığını, ona işaret ettiğini görürüz.  Mekkeli kâfirler, Mekkeli Müslümanlara baskı ve zulümlerini arttırınca bazı Müslümanlar Mekke’den Medine’ye göç etmeye başladılar. Sonunda Hz. Muhammet ile Ebu Bekir de göç etmek zorunda kaldılar.  Onların Mekke’den gizlice ayrıldıklarını öğrenen düşmanları takibe başladılar. Hazreti Muhammed ile Ebu Bekir, takip edildiklerini öğrenince Mekke’nin güneyinde bulunan Sevir Dağı’nın bir mağarasına saklandılar.

Tam o sırada bir örümcek, mağaranın ağzını boydan boya ağıyla örer. Bir güvercin de yavrusuyla birlikte yanına bir yuva yapar. Kendilerini takip eden düşmanları mağazanın ağzına iyice yaklaşıp kendi aralarında konuşmaya başlarlar. O sırada Hz. Ebu Bekir, güvenliklerinden endişe ederek Peygamberimizin kulağına: “Çok yaklaştılar, içlerinden birisi dönse bizi görecek” diye fısıldayınca Hz. Muhammed: “Üzülme (korkma), Allah bizimle beraberdir!”der. Kendilerini yakalayıp öldürmek için takip eden Mekkeli kâfirler, mağaranın ağzındaki örümcek ağı ile güvercin yuvasını görünce, “Bu mağaraya yakınlarda kimse girmemiştir, diyerek oradan ayrılırlar.

Mehmet Akif, marşımızın daha başında bu tarihsel olayı çağrıştırarak tıpkı Hz. Muhammet gibi, yanındakilere, çevresindekilere, hatta onların şahsında bütün Türk milletine: “Üzülme (korkma), Allah bizimle beraberdir!” diyerek umut, cesaret ve kendine güven duygusu vermek istemiştir. Nitekim Türk milleti, Milli Mücadele’yi, sahip olduğu top, tüfek ve silah gibi maddi savaş aletlerinin yanında, umut, cesaret ve kendine güven duygusu gibi manevi güçlerle kazanmıştır. 

Al sancak, dörtlükte, mecaz yoluyla, Türk bayrağı demektir. Bayrağın sönmesi, yine mecaz yoluyla göndere çekilmemesi ve dalgalanmaması anlamındadır. Buna göre Türk milletinin varlığını ve bağımsızlığını temsil eden bayrağı, göndere çekilmeye ve dalgalanmaya devam edecektir. Bu noktada endişelenmeye, hele korkmaya hiç gerek yoktur.

“Şafak” kelimesine sözlük bilimcilerimiz Ahmet Vefik Paşa, Muallim Naci ve Şemsettin Sami, yakın anlamlar vermişlerdir: Güneşin batmasından sonra ufuktaki alaca karanlık, az aydınlık vaktidir. Bazen güneşin doğuşu aydınlığı . Güneş battıktan sonra ufukta kalan kızıl aydınlık. Güneş doğmazdan evvel ufukta görülen aydınlığa da denir: Şafağın görülmesi, şafak söktü” . Kelime, Arapça’da güneşin batışından sonraki alaca karanlık ve ufukta görülen kızıllık anlamına karşılık olduğu halde, dilimizde güneşin doğmasından önceki alaca karanlığa değiştirilerek galat şekilde tan vakti anlamı ile kullanılıyor.  Şafak sökmek:  Sabah açılma tan atmak. Şafak vakti: Erkenden . 1. Güneş doğmadan az önce beliren aydınlık: “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”. M. A. Ersoy.

“Şafak” kelimesi İstiklal Marşı’mızın ilk dörtlüğünde güneşin batmasından sonra ufuktaki kızıllık anlamındadır. Bu kızıllık, güneşin batmasından sonraki dakikalarda giderek azalır, sonunda yok olur ve gecenin karanlığı ortalığı kaplar. Bu bir tabiat olayıdır. Özellikle açık havalarda her akşam tekrarlanır. İnsanlar bunu göre göre zamanla alışır… ve sonunda doğal karşılamaya başlarlar.

Bayrağımız, kırmızı rengi sebebiyle gurup vaktindeki şafağı hatırlatır. Güneşin batmasından sonraki kızıllığın giderek azalması ve sonunda yok olması, bazı karamsar insanlarda bayrağımızın da aynı sonuca uğrayacağı sanısını uyandırabilir. Bu, onları aldatıcı bir görünüş benzerliğidir.

Bu benzerliğin arkasında ise esaslı aykırılıklar vardır. Bunların başında guruptaki kızıllığın kaybolmasının bir tabiat olayı, bayrağımızdaki kızıllığın kaybolmasının ise bir sosyal/simgesel olay olması gelir. Bunun yanında guruptan sonraki kızıllığı devam ettirmek için hiç kimse kılını bile kıpırdatmazken, milletimizin simgesi olan bayrağın göklerde sonsuzluğa kadar dalgalanmaya devam etmesi için bütün bir millet canını bile vermeye her an hazırdır… Bu sebeple bayrağımız, şafaklarda dalgalanmaya devam edecektir… 

Ocağı tütmek: Yaşamaya devam etmek, varlığını sürdürmek; soyu devam etmek; ocağı sönmek ise yaşamaya devam etmemek, varlığı yok olmak, soyu tükenmek anlamındadır.

Edebiyat sanatları açısından baktığımızda sancağın/bayrağın ocağa benzetildiğini görürüz. Burada benzetme yönü canlı olmak yaşamaya devam etmektir. Sancak kelimesi, sanç- kökünden gelir. Sançmak, yere sokulan, toprağa saplanan şey demektir. Kelimenin bu kök anlamında da bir süreklilik, bir devamlılık vardır. Yere saplanan, toprağa sokulan bir direğin orada devamlı kalması istenir. Sancak/bayrak da Türk milletinin simgesi olduğuna göre o da yeryüzünde bir Türk ailesi var oldukça yaşamaya devam edecektir.  

Yüzen al sancak, mecaz yoluyla, dalgalanan bayrak, tüten ocağa benzetilmiştir. Şafaklarda yüzen/dalgalanan bayrak, yurdumuzun üstünde tüten ocak gibi var olmaya devam edecektir. Bir evde ocağın tütmesi, o evde yaşayan bir ailenin varlığına işarettir. Bu düşünceyi bütün vatanı kaplayacak kadar genişlettiğimizde, Türk milletinin bu topraklarda var olmaya devam edeceğine, bayrağın dalgalanması ise, bu varlığın aynı zamanda sonsuza kadar bağımsız olarak yaşayacağına işarettir. Bayrak bir milletin bağımsızlığının simgesidir. Bağımsız olan bir milletin bayrağı göndere çekilir ve dalgalanır. Türk bayrağı, Türk milletinin sembolüdür. Bayrağımızın şafaklarda yüzmesi/dalgalanması, yurdun üstünde tütmeye devam eden en son ocağın/ailenin var olmasına kadar devam edecektir.

Şafak kelimesinin marşımızda “şafaklar” çokluk şeklinde kullanılması, yurdun bütün şafaklarında, yurdun bütününde anlamını vermek içindir.

Şair, devamlılık düşüncesini, “tüten en son ocak” kelime grubunda mürsel mecaz söz sanatıyla anlatmıştır. Mürsel mecaz, bir kelimeyi, benzetmenin dışında başka bir ilgi sebebiyle başka bir kelimenin yerinde kullanmak sanatıdır. Burada bu ilgi parça – bütün ilişkisidir. Parça – bütün ilişkisini düşünerek “ocak”ı söylemiş, ama onun ait olduğu bütünü “ev”i, o evde yaşayan aileyi anlatmak istemiştir. Buna göre yeryüzünde bir tek Türk ailesi var oldukça, bayrağımız dalgalanmaya devam edecektir.

“O benim milletimin yıldızıdır” cümlesindeki “o”, işaret yoluyla “bayrak” isminin yerine kullanılmış bir işaret zamiridir.

Devamında bayrak, benzetmenin iki temel öğesinin, benzeyen isim ile kendisine benzetilen ismin, söylenmesiyle güzel benzetme yoluyla yıldıza benzetilmiştir. Bayrağımızda yıldız motifinin bulunması, bu güzel benzetmenin yapılmasını mümkün kılmıştır.

Bunun yanında dörtlükte “yıldız” kelimesi tevriyeli kullanılmıştır. Tevriye, edebiyat biliminde bir kelimeyi anlatım inceliği göstermek amacıyla cümlede iki veya daha çok anlama gelebilecek şekilde kullanmak sanatıdır. Yıldız, astronomi disiplinine göre, güneş ve ay dışında gökyüzünde görülen ışıklı ve parlak gök cismidir. Bu, kelimenin sözlükteki temel anlamıdır. Yıldız, mecaz yoluyla “Baht, şans ve talih” anlamlarına da gelir. Bu ise kelimenin uzak anlamıdır. Metinde her iki anlama da gelmekle beraber, burada asıl olan ikinci anlamıdır. 

Yıldızı parlamak: Bahtı, talihi, şansı açılmak; üstün başarıya ulaşmak, herkesin takdirini kazanmak demektir.

“Ancak” kelimesi, yalnız, yalnızca, sadece, özgü, has, mahsus, ait gibi sınırlama anlatır. Buna göre yıldıza benzeyen al sancak/bayrak, sadece Türk milletine aittir.

Birinci kıtanın üçüncü ve dördüncü mısralarındaki “o benim”, “o benimdir”, “o benim milletimindir” kelime grupları, bayrağı sahiplenmedeki kararlılığı, tekrarlama yoluyla vurgulayarak anlatır. Yine “yıldızıdır”, “benimdir”, “milletimindir” yüklemlerindeki “-dir” geniş zaman bildirme eki, bulunduğu cümleye, geçmişi, şimdiyi ve geleceği de kapsayan geniş bir zamanda kesin ve sürekli olarak sahiplenme anlamını kazandırır.

“Ancak” kelimesi, burada “yalnızca, sadece, özgü” anlamıyla, ay yıldızlı bayrağın varlık alanının, bana/Türk milletine ait olduğunu sınırlandırır ve yukarıdaki sahiplenme anlamını pekiştirir.

Meclis Kürsüsü’ndeki Siyah Örtü:

Millî Mücadele devam ederken 9 Temmuz 1920 tarihinde Bursa’nın Yunan ordusunca işgali ve bazı Yunan askerlerinin Türk büyüklerinin mezarlarının başına gidip tekmelemeleri, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere bütün yurtta büyük infiale ve üzüntüye sebep olmuştu. Bütün milletçe duyulan bu matemin bir simgesi olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Kürsüsü, siyah bir örtüyle örtülmüştü. Bu olay, sonraki yıllarda da basında yankı bulmuştur:

“Kurtuluş Savaşı yıllarında 9 Temmuz 1920 günü Bursa’nın Yunan güçlerinin eline geçmesi TBMM üyeleri arasında sonsuz üzüntüye neden oldu. Bu kederin simgesi olmak üzere 29 milletvekilinin önerisiyle oturumun 20 dakika tatili ve Meclis Kürsüsü’nün siyah bir örtüyle örtülmesi kararlaştırıldı. 10 Temmuz 1920 günü konan bu örtü, Kurtuluş Savaşı’nın sonuna değin kaldı. 6 Eylül 1922 günü İstanbul milletvekili Ahmet Mazhar Bey’in verdiği önergeyle matem simgesi olan siyah örtü kaldırıldı, yerine yeşil bir örtü kondu”.

 

 



Kaynak: Recep Duymaz 319 Kişi tarafından okundu.
Yazdır Yorum Ekle
1 2 3 4 5 Henüz puan verilmemiş

Yorumlar  ( 0 ) yorum
İlk yorumlayan siz olun. Yorum yapmak için tıklayınız.
Bu Yazara Ait Diğer Yazılar
İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı’mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi - 11 12.3.2021
İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı’mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi - 10 11.3.2021
İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı’mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi - 9 10.3.2021
İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı’mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi-8 9.3.2021
İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı’mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi - 7 8.3.2021
İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı’mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi - 6 5.3.2021
İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı’mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi - 5 4.3.2021
İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı’mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi - 4 3.3.2021
İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı’mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi - 3 2.3.2021
İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı’mızın Edebiyat Sanatları Açısından Çözümlenmesi – 2 1.3.2021
Temellerimizi Anlamaya Doğru 26.2.2021
İstiklal Marşı’mız TBMM’nde – 4 27.3.2020
İstiklal Marşı’mız TBMM’de – 3 20.3.2020
İstiklal Marşı’mız TBMM’de – 2 13.3.2020
İstiklal Marşı’mız TBMM’nin Gündeminde - 1 6.3.2020
Anket
Edirne haberlerini nasıl ve nereden takip ediyorsunuz?

Yerel Gazete 89
Web Siteleri 136
Facebook 127
Twitter 9
Instagram 6
Youtube 14


Ankete 381 kişi katıldı
Tüm Yazarlar
Murat Savaş
VE VEDA
Murat Savaş

Cüneyt Özdemir
Saraçlar’daki Lüks Otomobil
Cüneyt Özdemir

İlkyaz Savaş
AŞI
İlkyaz Savaş

Nefize Ramadan
İç doğamız ve YOGA
Nefize Ramadan

Recep Duymaz
İstiklal Marşı Yılında: İstiklal Marşı’mızın..
Recep Duymaz
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Bugün için henüz haber eklenmedi.
Künye
Arşiv
Sitene Ekle
Gizlilik Politikası
Rss Listesi
Video Galeri
Foto Galeri
Sinema
Firma Rehberi
Köşe Yazarları
Edirne
Keşan
Uzunköprü
İpsala
Havsa
Meriç
Enez
Süloğlu
Lalapaşa
Spor




Sitemizde bulunan yazı, video, fotoğraf ve haberler izinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

© Copyright - 2005-2021 Edirne Gündem Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır.


Tasarım & Kodlama
Sabri KÖK
Sitemiz abonesidir.